New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

AKDENİZ’İN İNCİSİ
İSKENDERİYE

 

İskenderiye bir Orta-doğu kenti değil, tam bir Akdeniz kenti. Adını, kurucusu olan Büyük İskender’den alıyor. Yunan ve Roma medeniyetlerinden izler taşıyan şehir, kozmopolit havasıyla oldukça farklı ve özgün.

 

 
İskenderiye, M.Ö. 331 yılında Büyük İskender tarafından kurulmuş. 1000 yılı aşkın bir süre, Mısır’ın başkenti olmuş. Dünyanın yedi harikasından biri olan “İskenderiye Feneri” şehrin ününe ün katmış. Zamanında dünyanın en büyük kitaplığı olan “İskenderiye Kütüphanesi” burada kurulmuş, Roma İmparatoru Markus Antonius ile ünlü kraliçe Kleopatra’nın fırtınalı ilişkileri burada yaşanmış. Bizans döneminde Kipti Patrikliğinin merkezi olan İskenderiye, ortaçağda deniz ticaretinin önemli bir limanı olmuş. Ardından Osmanlı egemenliği, Fransız işgali ve İngilizlerin gelişine tanık olan kent, 1869’da Süveyş Kanalının açılışıyla daha da fazla önem kazanmış.
 
Modern İskenderiye
 
Bugünün İskenderiye’si yerleşimin yoğunlaştığı kıyı boyunca dizilen restoranları, sömürge döneminden kalma binaları, otelleri, palmiyeleri, yürüyüş parkurları ve parklarıyla canlı ve renkli bir şehir. Mısırlı zenginlerin yazlıkları çoğunlukla bu sahil şeridinde. Hafta sonları, halk kilometrelerce uzanan sahildeki şezlonglarda dinleniyor. Plajlar çay bahçeleriyle dolu. Kordon çok hareketli; ellerinde dondurmaları ile turlayanlar, ahşap süs eşyası satıcıları, denize nazır kahvelerde domino oynayan ya da gazetelerini okuyan yaşlılar.. Şehrin en hoş gezinti yerlerinden biri olan Anfuşi Mahallesi daracık sokakları, fayanslarla bezeli kahveleri, Akdeniz’in en leziz balıklarını tadacağınız lokantaları ile çok sempatik. Osmanlı camileri, kafesli cumbalı evler ve Yunan-Roma stili yapıların yarattığı mimari zenginlik mahalleye değişik bir hava veriyor. Barındırdığı tarihi güzellikler dışında rengarenk teknelerin salındığı kıyıda balıkçılar ve tersaneciler.
 
Anfuşi mahallesindeki Ebu’l Abbas Camii, Endülüs stili taş işçiliği, kubbeleri ve minareleri ile göz alıcı. Dört kubbesi, hepsi granitten 16 sütunu, Arap desenleriyle özenle süslenmiş ahşap kapı ve pencereleri ile şehrin en ünlü camii. Terbana Camii ise, Faslı zengin tüccar İbrahim Terbana tarafından yaptırılmış. Alt katında dükkanlar var, üst katı ibadete açık. Minaresi türünün tek örneği; Roma süslemeleriyle bezeli devasa iki granit sütun üzerinde.
 
Deniz kenarındaki küçük Saad Zaglul Meydanı şehrin merkezi gibi, özellikle bazı saatlerde çok işlek. Kleopatra döneminde meydanda heybetli dikilitaşlar varmış; şimdilerde çevresi otel, alışveriş merkezi, kafe ve restoranlarla çevrili. Kordonun batı tarafında ise Ras el-Tin (İncir burnu) yer alıyor. Burada, Mısır’ın en güzel ve en eski başkanlık saraylarından Ras el-Tin Sarayı var. Mısır’ın son kralı Faruk, krallığa son veren imzayı burada atmış. Kraliyet ailesinin bir diğer yazlık sarayı da kordonun diğer ucundaki Muntaza Sarayı.
 
İskenderiye Feneri
 
Dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri, liman girişindeki Faros adasındaymış. Tarihteki deniz fenerlerinin en yükseği olan yapı, bu yüzden kısaca Faros olarak anılırmış. Bugün de birçok dilde deniz feneri için bu kelime kullanılıyor. Kat kat kuleler şeklinde üç bölümden oluşan fener, MÖ 285-246 yılları arasında inşa edilmiş. Yüksekliği, kaidesi ile birlikte 135 metre civarındaymış. En tepesinde bulunan büyük bir ayna uzaklardan görülüyor ve limana giren gemilere rehberlik ediyormuş. Bu kadar büyük bir aynayı kimin, nasıl yapabildiği hala bilinmiyor. Kare şeklindeki alt bölümünde yakıt deposu, makine odası ve çalışanların yatak odaları dahil yüzü aşkın oda varmış. Sekizgen orta bölümü, daire biçimli üst bölüm izliyormuş, en tepesinde de kimliği tespit edilemeyen 8 metrelik bronz bir tanrı heykeli varmış. Yakıt olarak zeytinyağı ve odun kullanılıyormuş. Fenerin içinde tepeye kadar çıkan taş rampa öyle genişmiş ki odun yüklü iki yük hayvanı rahatlıkla çıkabiliyormuş. Fenerin merceğinin Arşimed tarafından yapıldığı söyleniyor.
 
7. yüzyılda, Araplar başkenti Kahire‘ye taşıyınca, fenerin bakımı ihmal edilmiş, daha sonraki dönemlerde aralıklı olarak meydana gelen depremler nedeniyle de, 1300’lü yıllarda tamamen yıkılmış. Yerine, 1400’lü yıllarda Memlük Sultanı Kayıtbay tarafından Kayıtbay Kalesi inşa edilmiş.
 
Bugün, Faros Adası ile şehir, denizin doldurulmasıyla oluşturulan mendirekle birbirine bağlanmış durumda. Fenerden hiçbir iz kalmamış olmasına rağmen, her yıl milyonlarca kişi burayı ziyaret ediyor.
 
İskenderiye kütüphanesi
 
Antik çağlarda, İskenderiye kütüphanesi, dünyanın ilk büyük kütüphanesi olarak çok ünlüymüş. Her türlü konuda papirüs üzerine yazılı yaklaşık 700.000 eserin bulunduğu kütüphanede, papirüsler birbirine eklenerek ve bir sopaya sarılarak rulo yapılıyor, etiketlenip raflarda muhafaza ediliyormuş. Eski çağlarda Sokrat ve Arşimed gibi pek çok felsefeci ve bilim adamının burada araştırma yaptığı biliniyor. Aynı dönemlerde Bergama kütüphanesi de, İskenderiye ile yarışıyormuş.
 
İskenderiye Kütüphanesinin nasıl yok olduğu konusunda kesin bir bilgi yok. Gerçek olan şu ki, bugün Kütüphaneden geriye hiçbir şey kalmamış bulunuyor.
 
Ancak, UNESCO, 1987 yılında, eski İskenderiye kütüphanesine yaraşır yeni bir kütüphane oluşturmak için, eskisinin yerinde, yeni bir binanın yapımına başlamış. Şimdi, kordonda, Antik Mısır medeniyetini temsilen güneş şeklinde tasarlanan muhteşem bir yeni kütüphane var. 2002’de de hizmete giren binanın duvarlarında dünyadaki bütün alfabelerin harfleri bulunuyor. Kütüphanede, ana okuma salonu dışında, konferans salonu, üç müze, dört sanat galerisi, rasathane, el yazması restorasyon laboratuarı ve beş adet de araştırma enstitüsü yer alıyor.
 
 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1