New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

YAŞAMIN KAYNAĞI
NİL NEHRİ

 

Mısır’ın yaşam kaynağı ve varlık nedeni olan Nil Nehrinin büyülü bir dünyası var. Efsaneleri kuşaktan kuşağa taşınmış, adına kurbanlar verilmiş. İnsanlık tarihinin ilk büyük uygarlığına ev sahipliği yapmış.

Nil nehri, dünyanın en uzun akarsuyu. Uzunluğu yaklaşık 6.700 km. Uzaklardan taşıdığı mineral zengini kırmızı, ince bir örtüyü geçtiği yerlere yayarak, verimliliği getirmiş, özellikle de Mısır’a tarih boyunca hayat vermiş.
 
Nil’in üç ana kolu var: Beyaz Nil, Mavi Nil ve Atbera. Beyaz Nil, Burundi‘de Göller bölgesinden doğup Tanzanya, Ruanda ve Uganda sınırlarını oluşturarak Victoria Gölü’ne dökülüyor ve Sudan üzerinden ilerliyor. Mavi Nil ise, Etyopya’da doğuyor ve o da Sudan’a geçerek, Hartum’da Beyaz Nil ile birleşiyor. Bundan sonra, adı sadece Nil olarak anılan nehir son büyük kolu Atbera ile de birleşerek, güney Mısır’daki Nasır Gölüne ulaşıyor. Ardından, Assuan Barajını aşan Nil, kuzeye doğru yoluna devam edip, geniş Nil Deltası’nı oluşturarak Akdeniz’e dökülüyor. Yaşam genellikle nehrin doğu yakasında akarken, ölüm tapınakları ve mezarlar, güneşin battığı sol kıyısında yer alıyor.
 
Ebu Simbel Tapınakları
 
Nil nehrinin Sudan’dan Mısır’a ulaştığı Nasır gölü kıyısında Ebu Simbel tapınakları karşınıza çıkıyor. II.Ramses, akıllardan silinemeyecek bu eserle, hem Mısır’ın düşmanları karşısında ne kadar güçlü olduğunu, hem de karısına duyduğu aşkı göstermek istemiş. Girişte 20 metrelik dört heykeli var. Bütün aile aynı görüntüde; firavun, annesi, eşi Nefertari ve çocuklar. Heykeller, yüzlerini doğuya dönmüşler. Tavanı sütunlar üzerinde duran ve “Hipostil” diye adlandırılan salondaki sütunlarda Ramses, tanrılara adak sunarken görülüyor. “Küçük tapınak” ise, Tanrıça Hathor ile Kraliçe Nefertari’ye sunulmuş; bir kraliçeye adanan ilk dini yapı bu. Cephede, firavunu ve kraliçeyi temsil eden 6 büyük heykel mevcut. Aslında, Assuan barajı inşa edilirken tapınakların yeri değiştirilmiş. Orijinalinin aynısı olan, yapay bir sarp kayalık oluşturulmuş ve tonlarca ağırlıktaki binlerce parça eski yerinden sökülüp, burada tekrar bir araya getirilmiş.
 
Assuan
 
Nil, Nasır gölünü geçtikten sonra, Assuan’a geliyor. 250 bin nüfuslu Assuan şehri, bir zamanlar altın, fildişi ve baharat yolları üzerindeymiş. Bugün de çarşı ve pazarları gece-gündüz ışıl ışıl. Nübyelilerin ünlü içeceği karkade çayı burada çok yaygın. Bu şirin şehirde feluka gezintisi yapmayı, çok farklı bir kültürel kimliğe sahip Nübye dansçılarını seyretmeyi ve son derece etkileyici Nübye Müzesi’ne uğramayı ihmal etmemek lazım. Yorgunluğunuzu atacağınız Ketchener Adasındaki Botanik Bahçesi de bir başka çekim merkezi. Nehir kenarındaki caddede “Old Cataract Hotel” var; Agatha Christie, “Nil’de Ölüm” romanını burada kaleme almış. Elefantos Adasındaki tapınak harabelerinin tam karşısındaki otel, eskiden kraliyet sarayıymış. Yakınlardaki Kıpti Manastırı Aziz Simeon’un kalıntılarına yürüyerek gidilebiliyor. Ülkenin en kaliteli antik granit taş ocakları da burada. Tonlarca ağırlıktaki yekpare taşlar ağaç tomruklar üzerinde yuvarlanarak Nil kıyısına getiriliyor ve büyük teknelerle taşınıyormuş. Boylu boyunca yerde uzanan “Tamamlanmamış Dikilitaş”, ocağın en ilginç objesi. Yontulma sırasında yanlış bir hattan kırıldığı için kullanılamamış; uzunluğu 42 metre. Filae Adasındaki, güzelliği ile dikkat çeken Filae Tapınağı, Tanrıça İsis onuruna yapılmış. Yapının duvarları, Tanrıça Hathor’u neşelendirmek için dans ve müzik sahneleriyle bezenmiş. Assuan Barajı yapılırken su altında kalınca, taş taş sökülerek yeni yerine taşınmış. Dünyanın en büyük barajlarından olan Assuan, Mısır için hayati önem taşıyor.
 
 
Luksor’un Güneyi
 
Assuan ile Luksor arasında yer alan Edfu’da, Tanrı Horus’a adanmış Edfu Tapınağı var. Mısır’ın bu ikinci büyük tapınağı, çok iyi korunmuş durumda. Yaklaşık 2000 yıl toprak altında kalmış. Horus’u bir şahin olarak gösteren granit heykel, tapınağın girişini koruyor. Tapınak yazıtlarını kopyalama işleminin 20 yılda bile tamamlanamayacağı söyleniyor. Hemen yakındaki Kavm Umbu (ya da Kom Ombo) Tapınağı yan yana iki yapıdan oluşuyor; biri iyilik tanrısı Horus’a, diğeri de timsah tanrı Sobek’e adanmış. Eskiden Nil’de binlerce timsah yaşarmış, onları kızdırmamak için her yıl bir timsah seçilip, krallar gibi hizmet edilirmiş. Tapınakta üç timsahın mumyası var. Tapınak, sağlık merkezi olarak da kullanılmış. Duvarlardan birinde tarihin ilk doğum sahneleri resmedilmiş. Hemen yanında da eski Mısırlı cerrahların kullandıkları bisturi, makas türünden tıbbi aletlerin resimleri bulunuyor.
 
Luksor ve Karnak
 
Tarihin en büyük ve benzersiz tapınak kompleksinin yer aldığı 400 bin nüfuslu Luksor, eski Mısır başkentlerinin en uzun ömürlü olanı. Burası, belki de dünyanın en büyük açık hava müzesi. Luksor ve hemen 2,5 km uzağındaki Karnak tapınakları, bugünkü modern Luksor kenti ile ilginç bir birliktelik oluşturuyor. Nil kıyısında uzanan ağaçlık bir caddede gezebilir, turist teknelerine ve faytonlara buradan binebilirsiniz. Hemen yanıbaşınızda, ihtişamlı Luksor Tapınağı’nı göreceksiniz. II.Ramses‘in zaferlerine ait tasvir ve yazılarla süslü tapınağın girişinde sağlı sollu, tahtta oturan iki Ramses heykeli ve bir eşi de Paris’te bulunan dikilitaş yer alıyor. Osiris heykelleri ve dev sütunlar göz kamaştırıcı.
 
Amon tapınağı Karnak‘ta dolaşmak ise, sütunlar ormanına dalmak gibi. Tüyleriniz diken diken oluyor ve kendinizi küçücük hissediyorsunuz. Dünyanın en büyük tapınak kompleksi olan Karnak, aslında bitmemiş bir tapınak. Her firavun kendinden öncekilere yenilerini ekleyince görkemli bir yapıya dönüşmüş. Mısır tarihi ve mitolojisi üzerine paha biçilmez bilgiler veriyor. “Hipostil” salonda, yükseklikleri 15-23 m olan tonlarca ağırlıktaki 134 sütun var. Sanki gökyüzüne ulaşmaya çalışıyorlar.
 
Luksor’un Kuzeyi
 
Luksor’un hemen kuzeyinde ve Nil’in batı kıyısında Krallar Vadisi yer alıyor. Burası aslında bir firavun mezarlığı bölgesi. Dünya arkeoloji tarihinin en muhteşem buluntusu olan Tutankamon‘ un, gerçek bir hazine olan mezarı burada. Muhteşem kabartmalarla süslü VI.Ramses ve I.Seti mezarları, Horemheb’in pembe granit lahdi ve duvarlarında 700’den fazla tanrı figürü bulunan III.Tutmosis’in mezarı mutlaka görülmeli. Nil, Luksor’u geçtikten sonra, Kina kasabasına geliyor. Nehrin sol kıyısında, Dendera Tapınağı var. Bu çok iyi korunmuş yapı, Kleopatra’nın tanrıçalara tapınmak için geldiği bir yer. Tavanında tanrıça Nut’un gökyüzüne yolculuğu resmedilmiş. Çölün ve Nil vadisinin harika manzarasını gören terasa çıkmayı ihmal etmemek gerek. Dendera’nın daha kuzeyinde de Abidos bulunuyor. Burası da, tanrı Osiris’e adanmış önemli bir mezarlık. Alanın en önemli tapınağı ise, I.Seti’ye ait. 7 rakamının özel bir anlam taşıdığı bu yapıda 7 giriş kapısı ve firavun ayinlerini resmeden kabartmalarla süslü 7 sunağa uzanan 7 geçit var. “L” şeklindeki mimari planın başka bir örneğinin olmadığı söyleniyor.
 
 
Yolun sonu
 
Kuzeye doğru yoluna devam eden Nil, daha sonra Kahire’ye ulaşıyor ve başkentin en büyük cazibe merkezlerinden biri oluyor. Kahire’den sonra ise, Nil Deltası başlıyor. Delta içinde birkaç kola ayrılan nehir, İskenderiye ile Port-Sait arasındaki birkaç farklı noktadan Akdeniz’e dökülüyor.

 

 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1