New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

RÜZGÂR DİYARI
BAKÛ

 

Bakû’ye yaklaşırken, önce yol kenarında uzanan petrol ve doğalgaz boruları, sondaj direkleri ve kocaman fabrikalar size eşlik ediyor. Sonra birden, geniş caddelerden ve modern binaların arasından geçip, etrafı surlarla çevrili tarihi bir bölgenin içine giriveriyorsunuz.

 

Azerbaycan’ın başkenti Bakû, Abşeron yarımadasının güney kıyılarında yer alan çekici bir sahil kenti. Nüfusu 2 milyonu aşıyor. Bakû, sadece bir siyasi başkent değil, ekonomi, kültür, turizm, sanat gibi hemen her alanda da ülkenin merkezi. Aynı zamanda, bütün Kafkas bölgesinin en büyük ticari limanı da burada. Dünyanın en büyük gölü olan Hazar Denizi, Bakû’ye ve bütün Azerbaycan’a hayat veriyor.

Yaklaşık 2000 yıllık bir geçmişi olan Bakû, 12.yüzyılda önemli bir kent haline dönüşmüş. O dönemde, Şirvanşahlar devletinin hükümdarı I. Ahsitan, depremde hasar gören Şahmaki’yi terk edip, Bakû’yu başkent ilân etmiş. Bugün, kentin tarihi merkezini oluşturan ve “İçeri Şehir” denen, etrafı surlarla çevrili bölüm, işte o dönemden kalan ve geçmişin ruhunu bu günlere taşıyan bir bölge.

İçeri Şehir

Bakû’nun en ilginç cazibe merkezi olan İçeri Şehir’i çevreleyen surlar ve kentin en önemli simgesi sayılan “Qız Qalası” yani “Kız Kulesi” 12 yüzyılda inşa edilmiş. “Şirvanşahlar Sarayı” ise 15. yüzyıl ürünü. Bugün, hepsi bir arada UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi‘ nde bulunuyor.

Surların bir bölümü yıllar içinde yıkılmış, bazı kısımlar ise suların altında kalmış; ama büyük bir bölümü, 2000′de yaşanan depremden biraz etkilenmiş olsa da, sağlamlığını koruyor. 27 metre yüksekliğindeki Kız Kulesi, milattan önceye ait kalıntıların üzerine inşa edilmiş. Havadan “Q” şeklinde görünen kulenin terasından bütün Bakü’yü seyretmek mümkün. Bakü, geçmişte “Zerdüşt” dininin merkezlerinden biriymiş. Kız Kulesi’nin de, önceleri bir Zerdüşt tapınağı olduğu yolunda yaygın bir kanaat var. Cephesi, içe meyilli yatay, siyah taş sıraları ile örtülü yapı, Bakü’nün en çarpıcı anıtlarından. Bir zamanlar Hazar Denizinin dalgaları dibine dek ulaşırmış. Kule için birçok opera ve bale sergilenmiş, şiirler yazılmış. Özellikle geceleri ışıl ışıl haliyle, sessiz sedasız ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Hakkında pek çok efsanenin anlatıldığı kule, 18 ve 19.yüzyıllarda deniz feneri olarak kullanılmış. Azerbaycan paralarında ve bazı resmi belgelerde sembol olarak görülen 8 katlı kulede, bugün hediyelik eşya butikleri ve sergiler yer alıyor.

Şirvanşahlar Sarayı ise, Asya taş mimarisinin en görkemli örneklerinden. Saray, aslında bir külliyenin içinde yer alıyor. Bu alanda saraydan başka, Divanhane, Türbeler, Sarnıç, Hamam gibi yapılar bulunuyor. Külliyede bir de III. Murat kapısı var. Bu zarif kapı, İçeri Şehir’deki yegâne Osmanlı eseri. Divanhane’nin kapısında, alışılmadık güzellikte yazılar ve süslemeler var; incir ve asma yaprakları hemen göze çarpıyor.

Divanhane’nin adaleti sağlama amaçlı kullanıldığı, burada duruşmaların ya da infazların gerçekleştiği düşünülüyor. Bu alanda ki bir kuyuya da eskiden “Süt Kuyusu” denirmiş ve sütü kesilen kadınları iyileştirdiğine inanılırmış. Hanedan ailesi fertlerinin mezarlarının bulunduğu Şirvanşahlar türbesi ise dört köşeli bir yapı. Yıldızlarla süslü bir kubbesi var. Külliyede, ayrıca Seyid Yahya Bakuvi’nin de türbesi bulunuyor.

Kubbeleri ve kemerleri ile gayet iyi korunmuş durumdaki Şirvanşahlar Sarayı, külliye içindeki en büyük ve en eski yapı. Kimi zaman kışla, kimi zaman da hastane olarak kullanılmış, 1964’te de müzeye dönüştürülmüş. Külliyenin aşağı avlusunda, Sarayın camisi yer alıyor. Küçük bir havuzu ve kendine ait bir kuyusu olan Cami’nin minaresi 22 metre yüksekliğinde. Bir zamanlar taştan olan şerefesi, şimdi demirden.

İçeri Şehir, Bakû’ye gelen turistlerin ilk uğrak yeri oluyor. Zaten, hediyelik eşya dükkanlarının çoğu da burada. İçeri Şehir, antika meraklıları ve koleksiyoncular için adeta bir cennet. Sokaktaki tezgâhlarda, yaşlıların evlerinden getirdikleri eski Sovyet madalyalarını, nişanlarını ve koleksiyon paralarını yok pahasına satın alabilirsiniz. Bir şey daha ekleyelim: Geleneksel Azerbaycan müziği dinlemek için en iyi yer, yine İçeri Şehir.

Etkileyici bir kent

Bakû, kent olarak çok değişik bir havaya sahip. Sasani, Farısi, Arap, Şirvanşah, Sovyet, Osmanlı ve Avrupa mimari tarzlarının bir arada bulunması, ayrıca eski ve modern yapıların birbirine uyumu değişik bir ortam yaratmış. Yüksek binalar ve insanın içini açan geniş caddeler Bakû’nün modern yüzünü yansıtıyor.

Şehir merkezindeki eski şık binaları süsleyen heykel ve kabartmalardan, kemerlerden ve bina yüzeylerindeki süslemelerden gözünüzü almanız mümkün değil. Ustalık ürünü balkonlar, kapı bezemeleri, sıra dışı pencereler ve sütunlar da bir o kadar etkileyici. Anlatıldığına göre, 19. yüzyıl sonlarında dünya petrol üretiminin yarıdan fazlası Azerbaycan’da gerçekleşiyormuş. Bu nedenle, Bakû para bakımından çok zenginleşmiş ve “petrol baronları” olarak anılan çok zengin bir yatırımcı kitle oluşmuş. Bu zengin petrolcüler, Bakû’de yüzlerce lüks villa yaptırmışlar. Bu çok şık ve süslü binalardan kalanlar, bugün de ilgi çekmeyi sürdürüyor.

Örneğin, Kız Kulesine yakın Neftçiler caddesindeki Hajinski Konağı bunlardan biri. Kentin ana caddelerinden olan İstiklâliyat Caddesi üzerinde, Rönesans stilinde inşa edilmiş Filarmoniya Konser Salonu ve barok bir yapı olan Bakû Belediye Binası dikkat çekiyor. Cadde üzerindeki bir diğer eser de İsmailiye Sarayı. Ünlü zenginlerden Musa Nagiyev’in, oğlunun anısı için yaptırdığı saray, şimdi Azerbaycan Bilim Akademisi olmuş. Muhtarov Caddesinde ise, petrol zengini Murtaza Muhtarov’un 1912 yılında yaptırdığı köşkü görmek gerekiyor. Gotik tarzda inşa edilmiş olan köşk de, bugün “Evlilik Sarayı” olarak kullanılıyor. Kentteki görkemli yapılardan bir diğeri de, Bakû’nun en büyük konser salonu olan “Haydar Aliyev Sarayı”.

Şehir merkezinde, yayalara ayrılmış önemli bir alışveriş noktası olan Nizami Caddesi, aynı zamanda keyifli bir gezinti yeri. Bir başka gezinti yeri de ünlü Fıskiye Meydanı. Suların müzik eşliğinde dans ettiği Fıskiye Meydanı, etrafı parklarla çevrili geniş bir yaya bölgesi ve lüks mağazalardan alışveriş yapılabilen bir alan. Bu arada, kentin en yüksek yapısı olan, 310 metre yüksekliğindeki Bakû Televizyon Kulesi’ni de unutmamak gerekiyor. Burada, 175 m. yükseklikteki döner restoranda mola verip, Bakû’yu kuşbakışı izleyebilirsiniz. Bakû, yumuşak havası, denize nazır kaplıcaları ve plajları ile eskiden beri iyi bir tatil beldesi olarak biliniyor. Son yıllarda gösterilen çabalar sayesinde, bakımlı bir kent olma özelliği de kazanmış. 2010 yılında, Bakû’nun Avrupa’nın en güzel 8inci kenti seçilmesi boşuna değil. Rakımı deniz seviyesinden 18 metre aşağıda olan kentin yaşamında petrol çok önemli bir yer tutuyor. Petrol kuleleri ile iç içe yaşayan bir şehir, Bakû. Sanki her yerden petrol çıkıyor. Sahilden baktığınızda denize kurulmuş, dev metal canavarları andıran petrol kuyularını görüyor, bazı bölgelerde havada petrol kokusu hissediyorsunuz.

Bakü, eski olsa da gayet geniş ve işlevsel bir Sovyet dönemi metrosuna sahip. Yılın büyük bir bölümü boyunca Hazar Denizinden esen kuvvetli rüzgârlar yüzünden, eskiden “Badı kûbe”, yani “rüzgârların şehri” diye anılırmış. Rüzgârın, bazen insanı savurabildiği, bu yüzden de, zayıf kişilerin çantalarında ağırlık olarak tuğla taşıdıkları esprili bir şekilde anlatılıyor.

 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1