New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

İPEK YOLU ÜZERİNDEKİ İPEK ŞEHRİ
ŞEKİ
Şeki, deniz seviyesinden 700 m yükseklikte kurulmuş, etrafı dağlarla ve ormanlarla çevrili şirin bir kent. Eskiden, bir dönem “Nukha” diye anılmış. Şehrin en ilginç yeri, “Han Sarayı”.

 

 

Azerbaycan’ın kuzeyindeki Şeki şehri, Büyük Kafkas sıradağlarının güneyinde konuşlanmış bir dağ kenti. Adının, M.Ö. 7. yüzyılda buraya gelmiş ve asırlarca yaşamış olan Sakalar’dan kaldığı tahmin ediliyor. Kish ırmağının sol kıyısındaki düzlükte yer alan kent, aslında eskiden daha ilerde, dağın yamacında bulunuyormuş. Ama 18. yüzyılda meydana gelen bir sel ve heyelan faciasının ardından, şimdiki yerine, “Nukha” adlı bir köyün hemen yanına taşınmış. Bu yüzden, şehir bir süre “Nukha” olarak anılmış ama, 1960 yılında “Şeki” adı yeniden ve resmen geri dönmüş.

“Han Sarayı”

Bakû’ye uzaklığı 370 km. olan Şeki, tarihi İpek Yolu üzerinde bulunuyor. Burası aynı zamanda tanınmış bir ipekçilik merkezi. Eski Sovyetler Birliğinin en büyük ipekçilik tesisleri burada kurulmuş. Bugün “İpek Kombinat” adını taşıyan fabrika hâlâ hizmette.

Tuğladan yapılmış eski evleri ve daracık sokaklarıyla çok sevimli bir kent olan Şeki’de görülmesi gereken yerlerin başında “Han Sarayı” geliyor. Han sarayı, 1762 yılında Hüseyin Han tarafından yaptırılmış. Hüseyin Han, aynı zamanda, “Müştak” takma adıyla eserler vermiş olan ünlü bir şair. İki katlı olan sarayın süslemelerine hayran kalmamak gerçekten elde değil. Bir tanesi 24 m. uzunluğunda olan çeşitli freskler ve olağanüstü cam ve vitray işçiliği görmeye değer. Söylendiğine göre, saray hiç çivi kullanılmadan inşa edilmiş ve bu özelliği ile dünyada bir eşi yok. Sarayın cephesi çiçek resimleri ve geometrik desenlerle süslenmiş. Binanın iç duvarları ise 18. yüzyıl freskleri ile kaplı. Fresklerin çoğunda vazo içinde çiçek figürleri var ama, birinci katın salonlarında daha çok av ve savaş sahneleri görüntülenmiş bulunuyor. Yani, Han Sarayı, 18. yüzyıl Azerbaycan folklorunun en ilginç örneklerinin sergilendiği çok kıymetli bir yapı ve Şekililer için bir iftihar vesilesi.

Han Sarayı’nın hemen yakınındaki Şeki Kalesi, 1960’lı yıllarda sıkı bir restorasyondan geçtiği için, sapasağlam görünüyor. Kale’nin biri kuzeye, diğeri güneye açılan iki kapısı var. Kale’nin içinde de, gözden kaçırılmaması gereken iki müze bulunuyor. Bunlardan birincisi içinde çeşitli dönemlere ait el sanatları ürünlerinin sergilendiği “Şeki Tarih Müzesi”. Müzenin ünü, özellikle ipek üretimini ve ticaretini anlatan objelerden kaynaklanıyor. İkinci müze ise, aslında, 3-5. yüzyıldan kalma bir “Alban Kilisesi”. Artık bir sanat objeleri müzesi olarak hizmet veriyor.

Şeki’deki camilerin içinde en ünlüsü “Aka Han camii” de denilen “Cuma Camii”. Zaten 40 m. yüksekliğindeki minaresiyle hemen göze çarpıyor. 18. yüzyılda inşa edilmiş. Şehirde ayrıca, 19. yüzyıla ait bir hamam ve bir de Kervansaray var.

“Gelersen, görersen”

Şehrin merkezindeki iki yüksek yapı Sovyet döneminde inşa edilmiş. Buradan bütün Şeki’yi ve kırmızı kiremitli damları görmek mümkün. Tiyatro sevenler için, “Drama Tiyatrosu”, Azatlık Caddesinde. Ayrıca, Şeki’li eğitimci ve yazar Raşitbey Efendi’nin evi de müzeye dönüştürülmüş. Han Sarayı’na giderken, tam yol üzerinde bulunuyor.

Şehir merkezinin dışında, “Gelersen-Görersen” adını taşıyan bir kalenin kalıntılarını da ihmal etmemeli. Kale kumandanının kendisini tehdit eden düşmana “Gelirsen, - gününü- görürsün” diye haber yollaması üzerine böyle adlandırılan, şehrin hemen kuzeyindeki bu kaleye, siz yine de gidin. Güzel şeyler göreceksiniz… Şehir dışında, bir de, 7. yüzyıldan kalma Alban Mabedi var. Bu gezi yerleri, şehir merkezinden sadece 15 dakika uzaklıkta.

 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1