New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

CENNETİN KIYILARI
ADRİYATİK SAHİLİ

Karadağ, her yönüyle turistlere hitap eden bir ülke. Adriyatik sahili boyunca sıralanan tatil beldelerinin farklı bir çekiciliğe sahip olması yanında, kayalık burunlar arasına gizlenmiş kumsallar, küçük koyların kızgın çakıl taşlı plajları, balıkçı köyleri ve sevimli küçük adalar ziyaretçilere adeta cenneti yaşatıyor.

 

Karadağ’ın, Adriyatik denizi boyunca uzanan, yaklaşık 300 km.lik sahil şeridi, son yıllarda Avrupa’nın en gözde tatil beldeleri arasında sayılıyor. Yılın 240 günü güneşin eksik olmadığı bu sahillerde, plaj ve dinlenme tesisleri dışında, keşfedebileceğiniz 117 ada var. Girintili-çıkıntılı kıyılardaki falezler çok sayıda su altı mağarasına sahip ve amatör dalgıçlar için tam bir keyif merkezi. Zaten, buralarda su kayağı, yelken, jetski, balıkçılık, banana-boat gibi, su sporlarının her türlüsü yapılabiliyor. Brajiçi, Vrmac, Dizdarica gibi kıyıya hakim tepelerde, muhteşem manzaralar eşliğinde yamaç paraşütü de yapmak mümkün.

Kotor ve Perast

Sahilin orta kısmında yer alan ünlü Kotor Körfezi için “Nevjesta Jadrana” diyorlar, yani “Adriyatik Gelini”. Gerçekten de, uzun bir etek gibi içeriye doğru uzanarak 28 km’lik bir kertik oluşturan Kotor körfezinde, derin boğazlar, doğal kanallar ve kalker falezlerle birbirine bağlı çok sayıda küçük koy var. Bu ilginç ve çok nadir bölge, UNESCO’nun Dünya Mirası listesinde yer alıyor.

Şirin limanların ve köylerin peş peşe sıralandığı bu göz kamaştırıcı turizm bölgesinde, dağlar, kıyıyla ülkenin geri kalanı arasında doğal bir sınır oluşturuyor. Zaten, 23000 nüfuslu Kotor şehri de, sarp bir tepeye sırtını dayamış vaziyette. Zirvede Aziz Stefan kalesi var. 240 metrelik yüksekliğe merdivenle tırmanarak, aklınızı başınızdan alacak bir panoramaya ulaşabilirsiniz. Adriyatik kıyılarında 12. ve14. yüzyıllar arasında kurulan yerleşim yerlerinin tipik özelliklerini taşıyan bu Ortaçağ şehri ve kalesi, 1979’daki depremden sonra restore edilmiş. Kuruluşu Bizans dönemine uzanan ve bütün şehri çevreleyen göz kamaştırıcı güçlü surların gerisinde, küçük meydanlar ve dar sokaklardan oluşan bir labirent var. Venedikliler tarafından güçlendirilen surların, kimi yerlerde kalınlığı 16 metreye, yüksekliği de 20 metreye erişiyor, uzunluğu ise 4.5 km. Amaç, Dalmaçya kıyısının bu kilit şehrini, bu zengin limanını Türklerden korumakmış. Kale içindeki katolik Aziz Trifon Katedrali, Deniz Müzesi ve küçük bir Roma kilisesi olan Aziz Luka görülmesi gereken yerler. Kalenin, denizden 300 m yükseklikteki en üst noktasında ise Aziz Ivan burcu var; olağanüstü manzarası ile bütün bir koyu ve çevre dağları kontrol ediyor.

Her sabah güneş iyice yükselmeden kurulan Kotor pazarı, iki bölümden oluşuyor. Bir kısmı sur dibinde, bir kısmı da güneş ve yağmura Kotor Herceg-Novi Perast karşı korunaklı sur içinde. Her türlü balık, meyve-sebze, hediyelik ve süs eşyası bulmak mümkün, özellikle de kurutulmuş et. Karadağ’ın kurutulmuş et türleri ve peynirleri çok leziz.

Kotor körfezindeki limanlar, her zaman geniş bir özerklikten yararlanmışlar ve kendi ticaret filolarına sahip olmuşlar. Yöredeki yapılarının mimari açıdan muhteşemliği, bu zenginliğin somut göstergesi. Tıpkı Kotor’un 12 km kuzey batısındaki Perast’ta olduğu gibi. Aziz Nikola kilisesi’nin bulunduğu ana meydanda ve rıhtımda bugün bile bir nostalji rüzgarı esiyor. Herkesi kendine hayran bırakan Perast’ın mimari dokusu, sarayları, Deniz müzesi ve taştan evleri turistler için çok çekici. Şehrin stratejik konumu, 16.yüzyılda bu küçük balıkçı kasabasına 10 gözetleme kulesi olan bir kale kazandırmış. Perast, 1420- 1797 yılları arasında Venedik’in bir parçasıymış. Venedik etkisi, 19 barok saray ile 17 katolik kilisesinin cephelerinde net bir şekilde görülüyor. Limanın karşısındaki iki minik adada ilginç iki kilise var. Aziz Georges Manastırı’nın bulunduğu ada ve 17.yüzyılda Aziz Meryem adına yapılmış kilisenin yer aldığı yapay adacık hayranlık uyandırıyor. Körfezin en iç noktasında yer alan Risan köyü ise, bölgenin en eski yerleşim birimi. M.Ö. 4.yüzyıldan beri var. Burası aynı zamanda Avrupa’nın en çok yağış alan yerlerinden biri. Ama, olağanüstü doğsı ve mükemmel deniziyle, tam bir turizm beldesi.

Herceg Novi

Kotor’dan daracık bir yolla Tivat üzerinden ulaşılan, 31000 nüfuslu Herceg Novi, yumuşak iklimi ve yeşilliği ile ünlü. Şehrin, 15.yüzyıl tarihli surlarının bir bölümü ve çok sayıda kulesi hala ayakta. Kalesi ise, Osmanlılar tarafından 1539’da inşa edilmiş. Bir tepenin yamacına kurulmuş olan Herceg Novi, doğal bir anfi-tiyatroyu andırıyor. Eski şehir çekirdeğinin merkezine, üzerinde bir Venedik saat kulesi bulunan, Osmanlı kapısından giriliyor. Merdivenlerle inilen ana meydan, açık hava cafe’leri ve lokantaları ile cıvıl cıvıl. İçinizi neşe kaplıyor. Sanki bir başka zamana geçtiğinizi hissediyorsunuz. Küçük meydanlar, arnavut kaldırımı döşeli sokaklar, kiliseler ve burçlarla süslü bu labirent şehrin aşağı kısmında tekneleri, çakıl taşlı plajı ve barları ile liman var. Biraz ilerideki Savina Manastırı 1030 yılında Venedikliler tarafından barok stilde yapılmış. Bünyesindeki küçük kilise, çok sayıda erken dönem freskiyle süslü. Bir başka binada da rönesans ve barok stili dini sanat eserleri sergileniyor. Herceg Novi yakınlarındaki Porto, Dobrec ve Cuba Libre’de, hepsi de mavi bayraklı olan çok güzel plajlar var. Tivat’da ise uluslararası havaalanı bulunuyor. Ama, isteyen, çok yakındaki Dubrovnik havaalanını da kullanabilir.

Budva ve Sveti Stefan

Kotor’un 23 km güneyindeki Budva, yaklaşık 20.000 nüfuslu küçük bir kasaba ama, 2.500 yıllık geçmişiyle Akdeniz’in en eski yerleşim yerlerinden. Karadağ’ın bu en önemli sahil beldesi yazları çok canlı, gece yaşamı da oldukça hareketli. 1979 depreminden sonra tümüyle orijinaline uygun şekilde elden geçmiş renkli ve özgün eski şehir çekirdeği, çok sevimli bir yolla ulaşılan, 15.yüzyıl surları ile çevrelenmiş küçük bir yarımadada yer alıyor. Osmanlılara karşı koymak için yapılan surlar ise, bugün turistlerin ilgi odağı. Ortaçağ Akdeniz mimarisinin güzel örneklerine sahip tarihi merkez, küçük meydanlar ve daracık sokaklar barındırıyor. Merkezden çok da uzak olmayan bir noktada, Yunan ve Roma dönemi mezarları var. Kazılarda altın ve gümüş mücevherler, cam vazolar ve seramikler çıkmış. 7. yüzyıldan kalma Aziz Ivan kilisesi, katolik Santa Maria de Punta Manastırı ve Kutsal Teslis kilisesi gezilebilir. Budva’nın, çok eskilerde, ana karaya dar bir kum şeridi ile bağlanmadan önce ada olduğu söyleniyor. Rivayete göre, burası, karısı Harmonia için sığınacak bir yer arayan, Yunan Teb şehri sürgünü, kahraman Cadmos tarafından kurulmuş ve ikiye bölünen Roma imparatorluğunun sınır çizgisinde yer almış. Ortaçağda, Duklja devletinin, Sırp aristokratlarının ve Zeta devletinin hükümranlığında yaşamış. Venedikliler 400 yıl yönetmiş burayı, o yüzden mimari dokuda Venedik etkisi hayli baskın.

Budva’nın 17 plajından biri olan, birkaç kilometre güneydeki Milocer, bitki örtüsü ve falezleri ile değişik bir güzelliğe sahip. Karadağ krallarının, Milocer’de, gölgeli bir park ortasındaki eski yazlık konutu, yaz günlerinin en gözde mekanı. Kıyıyı takip eden yol, bir başka etkileyici manzaraya götürüyor bizi: Sveti Stefan Yarımadası. Ana karaya basit bir mendirekle bağlanan bu kayalık yarımadadaki eski balıkçı köyü, 15.yüzyılda bir kale ile güçlendirilmiş. 1950’lerde ise, lüks bir ada-otel şeklinde düzenlenmiş. Bir çok önemli şahsiyet geçmiş bu adadan: kraliyet mensupları, politikacılar, sinema ve moda dünyasından insanlar. Sveti Stefan, Adriyatik’in en eski gözde güzergâhlarından. Biraz ilerideki Petrovac da son derece sevimli bir nostaljik sahil kasabası. Çok güzel plajlara ve 16.yüzyıl eseri bir Venedik kalesine sahip. Küçük balıkçı limanına nazır Venedik usulü eski taş evler, çam ve selvi ağaçlarıyla çevrili.

Bar

42.000’i aşan nüfusuyla Bar, Karadağ’ın en önemli modern limanı ve ticaret merkezi. Yeni şehrin mimari yapısı, komünist dönemden miras. Limana 10-15 km uzaklıktaki Stari Bar, şehrin surlarla çevrili eski kısmını oluşturuyor. Rumiya Dağı’nın yamaçlarına sırtını dayamış, küçük sokakları ile son derece çekici olan Yukarı şehirde ise harabeler var. Muhtemelen 9.yüzyıla ait bu Ortaçağ yapıları doğanın hakimiyetine terkedilmiş gibi ama ziyaretçisi yine de pek bol. Bar’ın İtalya ile sıkı bir deniz trafiği var. Şehrin yeni semtleri turistik olmasa da, güzel plajlara sahip. Üstelik Bar’ı çevreleyen ormanlar hâlâ vahşi özelliğini koruyor. Bar, adını, Adriyatik’in tam karşı kıyısında bulunan İtalya’nın Bari kentinden almış. Şehir, 2.000 yaşında olduğu söylenen çok yaşlı bir zeytin ağacına sahip olmakla da ünlü.

Karadağ sahil şeridinin son kasabası ise, en güney uçtaki Ulcinj. 20.000 nüfuslu bu kente eskiden Ülgün de deniliyormuş. Arnavutluk sınırının hemen yanında, bir tepenin yamacında olan şehir, ilk önce yüksek minareleri ile fark ediliyor, çünkü tam 26 cami var. Su üzerindeki derme çatma balıkçı barakaları da çok ilginç. Eski şehrin bulunduğu buruna iki kapıdan giriş yapılıyor: Biri albenili Mala plajı’ndan, diğeri de tepeden. Kentin iç kesimlerinde zengin su kaynaklarıyla tarıma çok elverişli Vladimir bölgesi ile turistik Şasko gölü bulunuyor. Adriyatik kıyısının en büyük plajı olan 13 km uzunluğundaki Velika ise, Bojana Nehri karşısında son buluyor. Kumları ile dikkat çeken Ada Bojana ise deniz sefası için mükemmel bir yer.

 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1