New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

 
5 MİLLİ PARK
YÜZLERCE MANZARA

Doğal yapısının güzelliğiyle ünlü Karadağ’da, Millî Park olarak ilân edilmiş 5 ayrı bölge var. Bu 5 Milli Park, ülke yüzölçümünün yüzde 10’unu kaplıyor. Her
noktasında ayrı bir güzel manzaranın yer aldığı bu parklar, aktif turizm tutkunları ile fotoğraf meraklılarının gözdesi.

 

Karadağ’ın Milli Parkları, sadece koruma altına alınmış alanlar olmakla kalmıyor, turizm alanında da ülkenin elinde önemli bir koz oluşturuyor. Gerçekten de, bu Milli Park alanları bir yandan ülkenin doğal güzelliklerini sergilerken, bir yandan da içerdikleri tarihi kalıntılarla kültürel bir değer taşıyorlar. Karadağ’ın Milli Parkları, 1993 yılından bu yana, Podgorica’daki “Millî Parklar Kurumu“ tarafından yönetiliyor. Karadağ Millî Parklar Kurumu, merkezi Almanya’da bulunan “Europarc Federation“ isimli uluslararası kuruluşun da üyesi.

Durmitor Millî Parkı

Durmitor Millî Parkı, ülkenin kuzeyinde yer alıyor. Yaklaşık 39.000 hektarlık park alanı içinde, Durmitor dağları; Tara, Draga ve Susiça nehirlerinin oluşturduğu kanyonlar ve güney kesiminde de Komarnica Vadisi var. Bu bölge 1952 yılında Millî Park ilân edilmiş, 1980’de de UNESCO’nun Dünya Doğal Mirası Listesine alınmış.

Derin kanyonlarla yarılmış bir vadi olan Durmitor’da yer yer sarp dağlar yükseliyor. Bu dağ tepelerinin 48 tanesinin yüksekliği 2000 m’den fazla. En yüksek tepe olan “Bobotov Kuk“un zirvesi 2525 m. Ayrıca, denizden yüksekliği 1500 m’yi aşan kesimlerde 18 tane buzul gölü var. Bunlara “Dağın gözleri“ diyorlar. Durmitor dağlarına güzellik katan bu göllerden en büyüğü “Crno Jezero“, yani “Kara Göl“. Gölün pırıltılı yüzeyini çevreleyen ormanların arkasında yükselen “Medjed“ tepesi, manzarayı gerçekten büyüleyici hale getiriyor. Hemen 2 km ötede ise, kış turizminin favori yerlerinden Zabljak kasabası var.

Durmitor Milli Parkında, 1300 civarında değişik bitki türü tesbit edilmiş. Bunların arasında, boyu 50 metreye ulaşan ve 400 yıl yaşayan bir kara çam türü de bulunuyor. Bitki ve hayvan popülasyonu zenginliği, Durmitor’u bilim adamlarının ve doğa tutkunlarının mekanı haline getirmiş. Parkta, kahverengi ayı, kurt, vaşak, dağ keçisi, su samuru, yırtıcı kuşlar ve dağ horozları yaşıyor. Durmitor bölgesinde yer alan köyler içinde Mala Crna Gora, Balkanlar’ın en yüksek köyü. Bu arada, bisikletle dağda dolaşmayı seven turistler için de, burası adeta bir cennet. Yaklaşık 2000 civarındaki çeşitli yürüyüş ve bisiklet güzergâhı, meraklısına hoşça vakit geçirme imkânları sunuyor.

Parkta ayrıca, geçmişten bugüne izler taşıyan bir çok kültür anıtı da yer alıyor. Bunların en dikkat çekici olanları, ortaçağdan kalan şehir ve kale kalıntıları. Ayrıca, köprüler, gözetleme kuleleri, mezarlıklar ve ilginç mezar taşları her an karşınıza çıkabilir. Tara nehri vadisinde bulunan ilginç manastır binaları da gözden kaçırılmamalı.

Biogradska Gora

Karadağ’ın kuzey-doğu kesiminde yer alan “Biogradska Gora Millî Parkı“ 5650 hektarlık bir alanı kaplıyor. Bölge 1952 yılında, yani dünyanın ilk millî parkı olan “Yellowstone“ dan 6 yıl sonra millî park ilân edilmiş. İki yanından Tara ve Lim nehirleri geçiyor, merekezinde ise etkileyici Bjelasica dağı yer alıyor. Tepelerin arasındaki vadilerde akan dereler, buzul çağından kalma göller, asırlık ağaçlar ve yemyeşil çayırlarla, burası gerçekten büyüleyici. Bjelasica dağı ve civarındaki kasabalar, Karadağ’ın en gelişmiş kış sporları merkezlerini de barındırıyorlar.

Parkın en önemli bitki topluluğu, tarih öncesinden bu yana varlığını sürdüren, 1600 hektarlık Biogradska Gora Ormanı. Burası, Avrupa’da, tarih öncesinden kaldığı belirlenen son 3 ormandan biri. Bu yüzden de yüksek düzeyde koruma altında. Ormanın tam kalbinde, bir buzul çağı gölü olan Biogradsko Jezero yer alıyor. Güzelliği anlatılmaz, görmek lâzım. Parkın bir yanında, ülkenin en gelişmiş kayak merkezlerinden Kolaşin, öbür yanında ise, son nüfus sayımında Karadağ’ın üçüncü büyük şehri olduğu belirlenen Biyelo Polye (Bijelo Polje) yer alıyor. Osmanlılar zamanındaki adı “Akova“ olan Biyelo Polye, önemli bir sanayi şehri.

Bu bölgede, tarihten kalan derin izler de eksik değil. Park dahilinde, arkeolojik yerleşim birimleri, kutsal anıtlar ve geleneksel mimari örnekleri bulunuyor.

Prokletije Millî Parkı

Karadağ’ın doğusunda, Arnavutluk ve Kosova sınırların birleştiği yerde yer alan Prokletije bölgesi, buzul çağından kalan dağ silsileleri ile dolu bir alan. Alanın büyükçe bir bölümü Arnavutluk, daha küçük bir bölümü de Kosova sınırları içinde kalıyor. Her ülke kendi sınırları içindeki alanı Milli Park ilân etmiş. Karadağ’daki Prokletije Millî Parkı, ülkenin en yeni millî parkı. 2009’da bu ünvana kavuşmuş.

Prokletije dağlarının en yüksek noktası Arnavutlukta ama, Karadağ’daki Zla Kolata tepesi de 2500 metreyi geçiyor. Aslında, bu bölge, Avrupa’da yeteri kadar jeolojik araştırılması yapılmamış nadir yerlerden biri. Bu yüzden henüz oldukça bakir bir alan. Ama çok yağış aldığı biliniyor ve yağmur bölgesi olarak niteleniyor. Dağlarda birikerek aşağılara akan suların bir kısmı Lim nehrine dökülüyor. Lim nehri ise, Plav gölünün içinden geçip yoluna devam eden ilginç bir akarsu. Millî Park alanında bir çok göl de bulunuyor. Bunların bazıları buzul çağında oluşmuş. Örneğin, Hrid gölü. Buzul çağı görüntüsünün en iyi korunduğu yerlerden biri olan Hrid gölü, sevimli bir turizm merkezi haline getirilmiş. Plav gölü ise, millî parktaki en büyük göl.

Prokletije’nin bitki örtüsü için Balkanların en zengini diyenler var. Hayvan çeşitleri de hayli fazla: ayı, kurt, kızıl tilki, vaşak, yaban kedisi, geyik ve yaban keçisi türleri, bölgede bol. 16.000 hektarlık Millî Parkın kıyısında yer alan Tuzi, Plav ve Gusinje şehirleri de, görülmeye değer yerler. Hele Gusinje’deki “Ali Paşa Kaplıcası“, tam bir çekim merkezi.

İşkodra gölü

Avrupa’nın son pelikanlarını barındıran İşkodra gölü, hem Balkanlar’ın en büyüğü, hem de Avrupa’nın en büyük kuş cenneti. Ülkenin güneyinde, Arnavutluk sınırında yer alıyor. Zaten göl de, Karadağ ile Arnavutluk arasında paylaşılmış. Gölün 2/3’ü Karadağ, 1/3’ü de Arnavutluk sınırları içinde. Göl, çevresindeki kıyı kesimleriyle birlikte, 1983’de Millî Park ilân edilmiş.

Tepeli pelikanların maskot haline geldiği, balıkçıl kuşlarının ve kara leyleklerin sıkça görüldüğü İşkodra Gölü, bataklık alanlar ve sazlıklarla çevrili. Teknelerle balıkçı köylerini ve adaları gezmek mümkün. Göldeki adalara “gorice“ deniyor. Bazılarında 15. ve 16. yüzyıllardan kalma ortodoks manastırları var.

İşkodra gölünde yaklaşık 270 çeşit kuş yaşıyor. Yani burası “kuş cenneti“ diye adlandırılan mekânlardan. Kuş gözlemcileri hiç eksik olmuyor.Gölün içinde ise, 48 canlı türü var. Bunların en ünlü olanları sazan, tatlısu kefalı ve yılan balığı. Özellikle, bir deniz balığı olan yılan balığının gölde yaşaması ilginç. Bu doğa olayının, gölden çıkıp denize dökülen Bojana nehri aracılığıyla meydana geldiği anlaşılıyor. İşkodra gölü ve yakın çevresi, 1996 yılından beri “Uluslararası Sulak Sahalar“ listesinde kayıtlı.

Göl bölgesinin, geniş sazlıklar dışında, kendine has bitki zenginliği de dikkat çekici. Göldeki küçük adacıklarda bile, defne, sarmaşık, yabani nar ve çeşitli çalılar görebilirsiniz. Doğa tutkunları için burada zaman geçirmek, kuşların şarkılarını dinlemek, yürüyüş yapmak ve günün her saatinde değişen renkleri izlemek gerçekten büyük bir keyif.

Lovçen Millî Parkı

6220 hektarlık bir alanı kaplayan Lovçen Millî Parkı, Karadağ’ın güney-batısında, Budva kıyılarından, Çetinye yakınlarındaki dağlık Lovçen bölgesine kadar uzanıyor. Burası 1952 yılında Millî Park olmuş. Aslında, dar sayılabilecek olan bu alanda, çok farklı yer şekilleri bulmak mümkün. İlk önce, iki yüksek tepe olan Stirovnik ve Jezerski vrh dikkat çekiyor. Bu sarp tepeler, yarıklar ve derin çukurlarla dolu. Dağların bittiği yerde başlayan sahil şeridi nedeniyle, Lovçen bölgesi iki iklimin, yani dağ ve deniz havasının etkisi altında. Bu da, bölgeyi bitki ve hayvan çeşidi açısından zenginleştiriyor.

Millî Park alanı içindeki tarihi ve kültürel varlıkların önemi de, parka değer katan başka bir unsur. Lovçen dağının, yılan gibi kıvrıla kıvrıla uzayıp giden dağ patikaları görmeye değer. Örneğin, Kotor‘a giden eski yoldan ilerleyip, şirin bir dağ köyü olan Njegusi‘e gelebilirsiz. Njegusi, eski Karadağ Prensi ve ünlü şair II. Petar Njegos ile, Karadağ’ın tek Kralı I. Nikola‘nın doğdukları köy. Zaten millî parktaki en önemli anıt da Njegos’un mezarı. Şair-prens, sağlığında burayı bizzat seçmiş ve vasiyeti uyarınca buraya defnedilmiş.
 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1