New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

YEŞİL BAŞKENT
PODGORİCA

 

Karadağ’ın başkenti Podgorica’nın içinden ve yakınından tam beş tane nehir geçiyor. Bu su bolluğu sayesinde, kent Avrupa’nın en yeşil şehirlerinden biri olmuş. Kente adını veren Gorica tepesi ise, şehrin merkezinde yükseliyor.

 

Karadağ’ın yaklaşık 190 000 nüfuslu başkenti Podgorica, ülkenin güneyinde, Moraca ve Ribnica nehirlerinin ve verimli Zeta ve Byelopavliçi ovalarının kesiştiği noktada yer alıyor. Şehrin yakınından Zeta, Ciyevna ve Sitnica nehirleri de geçiyor. Yani, Podgorica suyu ve doğal olarak yeşili pek bol bir başkent. Adını, şehrin içinde yükselen 107 metrelik Gorica tepesinden almış. Podgorica, “Gorica’nın eteğindeki kent” anlamına geliyor. Gorica ise küçük dağ, ya da tepe demek. Şehir, hem Dinar Alplerindeki kış sporu istasyonlarına, hem Adriyatik kıyılarındaki plajlara, hem de doğal bir rezerv sayılan İşkodra gölüne çok yakın olmanın çekiciliğine sahip. Geçmişi prehistorik döneme uzanan ve bir zamanlar İlliryalıların yaşadığı bu topraklar, Roma döneminde Birziminium diye adlandırılıyormuş. Ortaçağda ise, şehrin adı Ribnica olmuş. Zaten, bugün de kentin mahallelerden biri bu adı taşımaya devam ediyor.

Slav kabileleri bölgeye 6.yüzyılda gelmişler. Bizans’la peş peşe savaşlar yaparak yerleştikleri kentin adını da “Podgorica” olarak benimsemişler. 1326 tarihli bir belgede, kentin adı ilk kez bu isimle geçiyor. 15. yüzyılda ise, Osmanlılar gelmiş ve şehrin savunması için çok güçlü bir kale inşa etmişler. Evliya Çelebi, bu kalede 700 askerin barındığını yazıyor. Podgorica, 1878 yılında Osmanlılardan ayrılarak, Karadağ’a katılmış, 1946 yılında da, Çetinye’nin yerine Karadağ’ın başkenti olmuş, ama 1992 yılına dek, yani Yugoslavya’ya dahil olduğu dönemde, “Titograd” olarak anılmış.

Modern başkent

Balkan yarımadasının bu bölümündeki en eski yerleşim yerlerinden biri olan Podgorica, Karadağ’ın sadece siyasi değil, aynı zamanda ticaret ve kültür açısından da en önemli merkezi. İkinci Dünya Savaşı sırasında ağır tahribata uğrayan şehir, savaş sonrasında yeni baştan inşa edilmiş. Bu nedenle, binalar genellikle yeni ve modern. Ayrıca, her adımda karşınıza bir park, bir yeşil alan çıkıyor. Bu da şehrin ferah ve iç açıcı görünmesini sağlıyor.

Şehirde, farklı tarihi dönemlerden kalan değişik mimari yapılar var. Tabii, Osmanlı zamanından izler taşıyan, tamamen Türk stilinde göz alıcı evlere de rastlanabiliyor. Bunların en tipik örnekleri, Draç ve kentin en eski mahallesi olan Stara Varoş semtlerinde, küçük ve dar sokaklarda yer alıyor. Ayrıca, Glavatovici ve Osmanagici camileri ile, Podgoricalıların “Sahat Kule” dedikleri, kare biçimli, kale burcunu andıran Osmanlı saat kulesini de gözden kaçırmak imkânsız. Saat kulesi, İkinci Dünya savaşından kurtulabilen nadir Osmanlı eserlerinden.

Gorica tepesinin eteklerinde, şehir merkezi yer alıyor. Şehrin ana caddesi olan Ulice Slobode, taşıt trafiğine kapalı bir yaya bölgesine dönüştürülmüş. Hemen onun yanındaki Njegoşeva ve Hercegovacka caddelerinde şık dükkânlar ve cafe’ler var. Eskiden “Trg İvana Milutinoviça” olarak bilinen, şehrin ana meydanı ise, 2006 yılında yenilenmiş ve adı da “Trg Republike”, yani “Cumhuriyet meydanı” olmuş. Podgorica’nın sembolü sayılan “Millenyum Köprüsü” de merkeze oldukça yakın. 2005 yılında hizmete açılmış olan köprü, nefis bir modern mimari örneği ve Karadağlılar için bir gurur kaynağı. Başarılı bir ışıklandırma sistemi sayesinde, geceleri ışıl ışıl görünen Millenyum köprüsü, bir çok afişin ya da broşürün üzerinde şehrin simgesi olarak yer alıyor.

Şehrin merkezine yakın bir de yepyeni alışveriş merkezi var. Adı “Mall of Montenegro” olan bu modern tesisi yapan ve işleten de, Bursa merkezli Gintaş firması. Aynı kompleksin içinde, şık bir otel ve “Gradska pijaca” denilen büyük bir kapalı pazar yeri bulunuyor.

Novi Grad

Köprüden, Moraca nehrinin sağ kıyısına geçildiğinde, Yugoslavya dönemindeki sosyalist kültüre tanıklık eden kütlesel binaların çoğunlukta olduğu semtlere geliniyor. Son yıllarda, çok sayıda yeni ve modern binanın inşa edildiği bu bölgeye, “Yeni Şehir” anlamında “Novi Grad” deniyor. Burası, daha geniş caddeleri ve planlı yapısıyla modern ve ferah bir bölge. Özellikle, “Blok 5” isimli mahalle, gelir seviyesi yüksek olanların gözdesi. Modern alışveriş merkezleri, lüks mağazalar, şık dükkânlar bu bölgede yoğunlaşıyor.

Ülkenin bütün politik kurumlarını ve büyükelçilikleri barındıran Podgorica, müzeler ve sanat galerileri açısından çok zengin bir kent. Şehrin tarihi mirasını sergileyen Podgorica Müzesi, Modern Sanatlar Merkezi ve Karadağ Ulusal Tiyatrosu önde gelen kültür anıtları. Ulusal Tiyatro, ülkenin en tanınmış kurumlarından. 1953 yılında “Titograd Belediye Tiyatrosu” olarak kurulmuş ve ülkenin en görkemli tiyatrosu olmak üzere tasarlanmış. 1989’da bir yangın geçiren yapı, 1997’de tamamen yenilenmiş. Podgorica’da ayrıca bir de “Şehir Tiyatrosu” var. “Gradsko Pozorişte” adıyla bilinen bu tiyatronun bünyesinde çocuk ve kukla tiyatroları da yer alıyor.

Ülkenin en önemli sanat galerisi, şehrin en büyük parkının ortasındaki Petroviç- Njegoş Kraliyet şatosu alanında. Ülkenin ilk ve tek Kralı I.Nikola’nın kışlık sarayı olan Petroviç- Njegoş şatosu ve etrafındaki binalar 1995’ten beri Modern Sanatlar Merkezi’ne dahil olmuş ve halen 1500 sanat eseri barındırıyor. Arkeolojik Araştırma Müzesi ise, 1961’de kurulmuş. Bir de Tabiat Müzesi var. Karadağ’ın sahip olduğu doğal varlıklar burada sergileniyor. Hemen yakınlardaki Medun köyünde bulunan, ülkenin en saygın müzesi Marka Miljanova’da ise, 19.yüzyıldaki Karadağ günlük yaşamına tanık olunabilir. Ayrıca, şehrin muhtelif yerlerinde tarihi şahsiyetlere ait görkemli heykeller mevcut.

1993’te inşa edilmiş olan Ortodoks Diriliş Katedrali, şehrin önde gelen modern yapılarından. Bizans mimari özellikleri taşıyan Katedral, şehrin en büyük ibadet yeri ve aynı zamanda Başpiskoposluk makamı. Şehrin muhtelif noktalarına dağılmış diğer kiliseler daha küçük, bir de katolik kilisesi var. Moraca nehri üzerindeki Vezirov köprüsü ve Ribnica nehri kıyısındaki Türk hamamı da Podgorica’da görülmesi gereken yerler arasında. Eski bir kaplıca olan ve “banya” olarak bilinen hamam, artık bir kitaplık olarak hizmet veriyor.

Duklja

Podgorica’nın hemen 3 km dışında, eski bir Roma kenti olan Doclea’nın kalıntıları yer alıyor. Karadağ’lılar buraya Duklja diyorlar. Şehir bir zamanlar, bütün Karadağ bölgesinin en büyük kenti olarak biliniyormuş. Ama, 5.yüzyılda, önce Goth’ların saldırısına uğrayıp yerle bir olmuş, 30 yıl sonra da büyük bir deprem nedeniyle yeniden yıkılmış. Şehrin kalıntılarından, etrafında güçlü surlar olduğu anlaşılıyor. Moraca nehri üzerinde inşa edilmiş bir köprünün de izleri var. Kalıntılar, şehirde saraylar ve çok sayıda anıt-mezar olduğunu da gösteriyor. Mezar lâhitleri üzerindeki kabartma resimler, süslemeler ve Latince yazılar Duklja’nın zenginliğini ve önemini kanıtlıyor. Yapılan araştırmalarda, Duklja’da 40 000 kişinin yaşadığı belirlenmiş. Bugün bile Karadağ kentlerinin dörtte üçünün nüfusu bu sayıdan az. Bu da antik Duklja’nın ne kadar önemli bir kent olduğunun somut göstergesi.

Tekrar Podgorica’ya dönelim: kent nüfusunun yüzde 60’a yakınını Karadağlılar, yaklaşık yüzde 25’ini de Sırplar oluşturuyor. Daha küçük oranlarda Arnavut, Boşnak-Müslüman ve diğer etnik gruplar var. Ülkenin ticaret merkezi olan Podgorica’da alüminyum ve tekstil endüstrisi güçlü. Ayrıca şarapçılık ve konyak üretimi de hayli gelişmiş.

Podgorica’da, şehir merkezindeki Gorica parkında dinlenmek, Vidikovac tepesinden panaromayı izlemek ya da son yıllarda çok popüler olduğu gibi, Moraca nehrinde su kayağı yapmak büyük keyif. Kentten ayrılırken, eşinize- dostunuza hediye olarak Karadağ şarabı, halı, el işi çanak-çömlek, ahşap gravür ya da gusla alabilirsiniz. Gusla, Karadağ’ın tipik bir müzik aleti, tek telli bir çeşit kemençe. Geleneksel halk şarkılarında ritm tutmak için kullanılıyor.

 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1