New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

BOZKIRIN BÜYÜSÜ GÖÇEBELİĞİN GETİRDİKLERİ

 

Kazak kültürü, geniş Orta Asya bozkırlarında doğmuş, göçebe bir halkınolağanüstü zarif iç dünyasında şekillenmiş. Kazakistan’ın yüzyıllar öncesinden gelen geleneksel kültür ve sanat dünyası, günümüzün evrensel sanatı ile iç içe yoluna devam ediyor.

 

Kazak kültürünün temelinde göçebelik yatıyor. Tıpkı, ataları olan Göktürkler gibi, Kazaklar da yüzyıllar boyunca, ehlileştirdikleri yaban atlarının eşliğinde, “yurt” olarak adlandırdıkları evlerini de yanlarında taşıyarak, bozkırlarda durmadan yer değiştirip, geçimlerini sağlamaya çalışmışlar. İşte, geleneksel Kazak kültürü de bu çetin yaşam koşulları içinde doğmuş.

Doğal olarak, el sanatlarının, bu kültür içinde çok önemli bir yeri var. Göçebe yaşamının parçaları olan keçe, örtü, nakış, yazma, örgülü urganlar, ipek ya da kadife kumaşlar, halı ve kilim gibi ürünler, el emeği, göz nuru olma özelliklerine ve doğadaki renklerin en güzel tonlarına sahip. At eyeri üzerindeki süslemeler, altın ve gümüş takılar, çiniler, kapı süslemeleri, sepet, dericilik ve ağaç oymaları da çok ince bir zevkin ürünü. Bazen dikilmesi bir yıl bile sürebilen kadın giysilerinde kırmızı ayrıcalıklı bir renk. Özellikle kıymetli taşlarla yapılan yelek-ceket kenar süslemeleri göz alıcı. Yurt denilen keçe çadırlar ise, başlı başına bir sanat eseri. Yüksekliği üç metreye çıkabilen, içi evden farksız ve çok zengin süslemeleri olan bu çadırlarda halâ yaşayanlar var. Dış görünümü çok sade olan yurtların iç süslemeleri, sahibinin yaratıcılığının ve varlığının bir göstergesi sayılıyor.

Bozkırın sesi

Kazakistan halk ezgilerinde, vatan sevgisi, doğanın güzelliği, aşk, isyan, matem, huzur gibi temalar önde geliyor. Kazak müziği, Sovyet etkisine rağmen orijinalliğini korumuş, hatta islâm kültürünün etkisine de direnmiş. Türkiye’de olduğu gibi, Kazakistan halk müziğinde de “aşık” geleneği var. Özellikle, kutlama günlerinde, hazır cevap ozanların atışmaları keyifle izleniyor. Aşıklar, dombra ve kopuz gibi geleneksel sazlarla geçmişi bugüne taşıyorlar. Dombra, uzun saplı ve iki telli, bir tür ut. Dut ağacından yapılıyor. Kopuz ise ceviz ağacından. Deve derisiyle kaplı küçük bir bölümünde, iki at kuyruğu kılının yerleştirildiği bir köprü var. En eski Türk halk çalgısı olan kopuzu Şamanlar, törenlerde kullanırmış. Müzik bütün yaratıkları büyülediğinden, kopuz çalınırken ölüm uzak dururmuş. Gövdeye yerleştirilen ve müzisyen tarafından da görülebilen bir ayna, bu dünya ile ruhlar dünyası arasında aracılık ediyormuş. 19. yüzyılda yaşamış ve bir çok eser bestelemiş olan Kurmangazi Sagurbayuli ve Dauletkerey Şigaiuli, ülkenin en büyük folk müzisyenleri sayılıyor. 20. yüzyılın en büyüğü ise, tartışmasız, dombra üstadı, besteci ve “Halk Kahramanı” ünvanına sahip Nurgisa Tlendiyev.

Abay Kunanbay

Kazak halk edebiyatı, destan, masal, tekerleme, ninni, özdeyiş, atışma gibi türler içeren sözlü ifade gelenekleriyle başlamış. Bu zengin edebi eserlerde aşk ve kahramanlık destanlarının yeri hayli fazla. Bizdeki Dede Korkut gibi, Kazaklarda da Korkut Ata hikayeleri, başlı başına bir değer taşıyor. Kazakların Karagöz’ü sayılan “Kanbakşal” kuklası da, bugün Almatı Devlet Kukla Tiyatrosu ile yaşamını sürdürüyor.

Modern Kazak edebiyatının kurucusu sayılan ünlü şair, besteci ve filozof Abay Kunanbay, 1845-1904 yılları arasında yaşamış. Özellikle Kazak folklorunu yansıtan, güçlü vatanseverlik duygularıyla yüklü şiirleriyle tanınan Kunanbay, ruhani bir rehber ve halk kahramanı olarak da görülüyor. İslamiyete liberal yaklaşan Kunanbay, Kazak ve Rus kültürlerini yakınlaştırmayı hedefleyen bir reformcu. İnsanların görüş ufkunu genişletebilmek için, diğer halkların dillerini öğrenmelerini salık vermiş. Bu ileri görüşlü, uysal ve bilge düşünürün adı, Ankara’da da, bir caddenin ismi olarak yaşamaya devam ediyor.
 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1