New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

KAZAKİSTAN BÜYÜKELÇİSİ CANSEYİT TÜYMEBAYEV ANLATIYOR:
BAĞIMSIZLIĞININ 20. YILINDA KAZAKİSTAN

 

Bu yıl, Kazakistan, bağımsızlığının 20. yılını kutluyor. Kazakistan’ın Ankara Büyükelçisi Canseyit Tüymebayev, bu 20 yılda ülkesinin nereden nereye geldiğini anlatıyor. Aslında bu bir başarı öyküsü.

 

Son yıllarda, uluslararası uzmanlar ve gözlemciler Kazakistan’ın yeni bir Asya ekonomik mucizesi yaratmakta olduğunu ve yakında “Yeni Asya Kaplanı” olarak adlandırılabileceğini belirtiyorlar. Fakat Kazak halkı “Pars” olarak adlandırılmayı tercih eder. Kazakçada “Pars” son derece cüretkâr olan kar leoparı demektir ve Kazakların eskiden gelen bir sembolüdür.
 
Tarihi ve kültürel mirası bakımından, Kazakistan müstesna bir ülkedir. Kazakistan’ın Avrupa ve Asya arasındaki coğrafi konumu bu ülkeyi eski medeniyetlerin buluşma yeri ve iki kıtanın ticaret yollarını birleştiren bir köprü haline getirmiştir. Bu topraklarda, çeşitli tarihi dönemlerde peş peşe devletler ortaya çıkmış ve kültürlerini çağdaş Kazakistan’a miras bırakmışlardır.
 
Kazak halkı var olduğu günden beri, değişik dönemlerde emsali görülmemiş zorluklardan ve sınavlardan geçmiştir. Örneğin, 17. asırda Kazak toprakları Çungar (Kalmuk) boylarının akınlarına maruz kalmış, bu da devletin çökmesine ve nüfusun üçte birinin yok olmasına yol açmıştır. Geçen asrın 30’lu yıllarında ise, Stalin’in zorla zirai kolektifleştirme politikası, yol açtığı kitlesel açlık nedeniyle, üç milyondan fazla Kazağın hayatına mal olmuştur. 1937 yılında da, Kazak halkının ileri gelen isimleri ya kurşuna dizilmiş ya da sürgün edilmiştir. Ünlü Kazak şairi M. Makatayev bir cümleyle kendi halkının tarihini şöyle özetleyiveriyor: “Ben binlerce kez ölmüş ve binlerce kez dirilmiş bir Kazak’ım.”
 
Bununla birlikte, Sovyet dönemi, Kazakistan için eğitim alanında gelişme, bilimin yaygınlaşması ve feodalizmden çağdaş kalkınma düzeyine sıçrama dönemi olmuştur.
 
16-17 Aralık 1986 tarihinde, Almatı’daki demokratik halk ayaklanmasının, Kazak tarihinde büyük ümitlerin başlangıcı olduğunu ve Sovyetler Birliğinin çöküşünü başlattığını belirtmek gerekir. Kazakistan 16 Aralık 1991 tarihinde resmen bağımsızlığını ilân etmiş ve Kazakistan Cumhuriyeti ortaya çıkmıştır.
 
Doksanlı yılların başlangıcında, Kazakistan’ın önünde, kendi sosyal ve siyasi sisteminin belirlenmesi için seçim yapma, kendi devlet mekanizmalarını kurma, ülkeyi dünya ekonomisine entegre edecek en optimal ekonomik yapıyı oluşturma ve yine dış politikayı belirleme gibi görevler bulunuyordu.
 
Genç devletin iç ve dış politikasının temel parametrelerini belirleme konusunda, Kazakistan siyasî yönetiminin kader belirleyici nitelikteki ilk adımlarının devasa önemini idrak etmemek mümkün değildir. Kazakistan’ın gelişmesinin ilk on yıl boyunca istikrarlı bir şekilde sürmesi, bu dönemde yürütülen son derece verimli dış politika uygulamaları sayesinde olmuş, ülkenin bugünkü dünya kamuoyunda işgal ettiği yer, bu tarihi görevin başarılı bir şekilde yerine getirildiğini göstermiştir.
 
Kazakistan, bağımsızlığının daha ilk yıllarında attığı önemli adımlarla uluslararası alanda kendi varlığını reel olarak göstermeyi başarmıştır. Her şeyden önce, ülkenin milli güvenliğinin güçlendirilmesine yönelik çalışmalar, Avrasya ve eski Sovyet coğrafyasında global istikrarın güçlendirilmesi ve ülkenin siyasi ve coğrafi çevresindeki tehlikeli gerilim kaynaklarının tesirsiz hale getirilmesi konusunda önemli katkılar sağlamıştır.
 
Kendi topraklarında bulunan nükleer silahlardan vazgeçmeyi gerekli gören Kazakistan, bu kararıyla daha güvenli bir dünya kurulması için tarihi bir örnek oluşturmuştur. Böylece, Kazakistan dış politikasının barışsever vasfı ortaya çıkmış ve ülke güvenilirlik kazanmıştır. Sovyet imparatorluğunun aniden yıkılmasının dünyada yaratabileceği olumsuz etkilerin yumuşatılmasında belirleyici bir unsur olan BDT’nin kuruluş aşamasında da Kazakistan bir anahtar rolü üstlenmiştir.
 
İki büyük devlet olan Rusya ve Çin’in çıkarlarını ilgilendiren, ülke sınırlarının yeniden işaretlenmesi konusunda Kazakistan diplomasisinin tartışmasız başarısı, bölgeye ve genel Asya güvenliğine önemli bir katkı sağlamıştır. Kazakistan devlet sınırları dünya çapında özel bir hassasiyete sahiptir, çünkü bu sınırlar, üç büyük medeniyetin buluşma noktasından, yani “medeniyetlerin fay hattından” geçmektedir. Öte yandan, Kazakistan Devlet Başkanı N.A. Nazarbayev’in Asya’da İşbirliği ve Güven Arttırıcı Tedbirler Konferansı konusundaki girişimi, Asya kıtasında kolektif güvenliğin temini için sürdürülebilir mekanizmanın kurulması yönünde ilk ciddi pratik harekettir ve bu anlamda önleyici diplomasinin uygulanması bakımından parlak bir örnektir.
 
Eski Sovyet coğrafyası yanında, Avrupa-Atlantik ve Asya güvenlik ve işbirliği sistemlerine aktif bir şekilde giren Kazakistan, ayrıca İslam Konferansı Örgütüne de dahil olmuştur. Bu üyelik, kuşkusuz İslam âleminin coğrafyasını genişletmiş ve örgütün siyasi, ekonomik ve kültürel potansiyelini önemli ölçüde arttırmıştır. Bütün bu adımlar, Kazakistan’ı dünya ve bölge politikasında etkin bir aktör haline getirmiş, uluslararası arenada ona tanınırlık ve karizma kazandırmıştır.
 
Ülkenin siyasi yönetimi iç politikada da doğru bir tutum izlemeyi başarmış, böylece yer kürenin değişik yerlerinde devam eden etnik, dini ve sosyal ihtilaflardan kaçınabilmiştir. Bu kuşkusuz, ülkede yaşayan halkların ve Kazakistan siyasi yönetiminin çarpıcı bir başarısıdır. Bağımsız Kazakistan’ın kurucu Devlet Başkanı N.A. Nazarbayev’in esnek, dengeli ve zaman zaman da uzlaşmacı dış politikası olmasaydı, bu fenomen tabii ki ortaya çıkamazdı.
 
Ülkenin dış politikasının başarısı, Kazakistan’ın çok yönlü ve dengeli dış politika çizgisinin doğruluğunu kanıtlamıştır. Bu çerçeve içinde, Türk dünyasının güçlendirilmesi ve Türkiye ile fiilen bütün alanlarda sıkı ilişkilerin tesisi konusunda Türk ve Kazak halklarının tarih, kültür ve dil birliği potansiyeli de etkin bir şekilde kullanılmıştır. Bu etkenler yanında, Kazakistan ve Türkiye arasındaki ilişkilerde güçlü bir “kardeşlik” yapı taşının bulunması Kazak-Türk münasebetlerine stratejik bir vasıf kazandırmaktadır.
 
Öte yandan, Kazakistan, Rusya ve Orta Asya devletleriyle güçlü tarihi ilişkilerini muhafaza etmeyi ve aynı zamanda başta ABD olmak üzere ileri gelen batılı ülkelerle stratejik partner olmayı da başarmıştır. Örneğin, Avrupa Birliği ve Avrupa ülkeleriyle yüksek seviyede karşılıklı ilişkiler kurulmuş, Çin’le karşılıklı anlayış ve işbirliği konularında yüksek uyum sağlanmıştır. 2010 yılında AGİT başkanlığının devralınmış ve başarıyla yürütülmüş olması, Kazakistan’ın dünya politikasında reel bir etken olma sürecini önemli ölçüde hızlandıracaktır. Büyük bir bölümü Asya’da bulunan ve Müslüman bir ülke olarak tanımlanan Kazakistan için AGİT başkanlığı gerçekten tarihi bir olaydır. Kazak diplomasisinin diğer bir başarısı da, 2011 yılında İKÖ başkanlığını devralması olmuştur. Ayrıca, Şanghay İşbirliği Teşkilatının kurulmasında da Kazakistan’ın önemli bir payı bulunmaktadır. Zaten, bu yıl Kazakistan Şanghay İşbirliği Teşkilatının başkanlığını da devralmış bulunmaktadır.
 
Kazakistan, sadece 20 yıl önce bağımsızlığını kazanan bir ülke olarak, şu anda dünyanın en dinamik kalkınan ülkelerden biridir. 20 yılda, geniş kapsamlı reformlar yapılmış, siyaset, ekonomi ve sanayi alanlarında hatırı sayılır başarılar elde edilmiştir. Ülkede, halen, hızlı gelişen piyasa ekonomisi, elverişli bir yatırım ortamı ve gelişmiş bankacılık sistemi bulunmaktadır.
 
Günümüzde Kazakistan’ın uluslararası rezervleri 70 milyar doları aştı. Bağımsızlık yıllarımızda ülke ekonomisine 130 milyar Dolardan fazla yabancı yatırım çekildi. Şu anda, dünyanın 126 ülkesine 200’den fazla ürün çeşidini ihraç etmekteyiz. 2011 yılının birinci çeyreğinde Gayri Safi Milli Hasıla artışı %6,5 düzeyinde gerçekleşti. Bugünlerde kişi başına Gayri Safi Milli Hasılamız 9000 dolara ulaşmış, Milli Hasılamız ise 120 milyar doları aşmıştır. Milli refah düzeyi açısından dünya ülkeleri arasında, Kazakistan 2010 yılında, 110 ülke içinde 50. sıraya yükselmiştir. Ülkede, bir yandan, tarım sektöründe kalkınma programları yürütülürken, diğer yandan büyük fabrikalar ve enerji santralları inşa edilmektedir. Ayrıca, “Batı Avrupa- Batı Çin” karayolu, “Kazakistan-Türkmenistanİran” Demiryolu hattı, “Kazakistan-Çin” petrol boru hattı gibi büyük ulaştırma projeleri hayata geçirilmektedir.
 
Bugün, Kazakistan’da uluslararası yatırımcılar için yeni imkânlar da sağlanmaktadır. Bu çerçevede, bir “Sanayi Kalkınma Programı” kabul edilmiş bulunuyor. Bu programın ana unsurları olarak, tarım, metalürji, petrol üretimi, enerji, kimya, farmakoloji, inşaat malzemesi sanayi, ulaştırma ve enformasyon, makine sanayi, uranyum, turizm ve uzay araştırmaları sayılabilir. Kazakistan, insan gücünü geliştirmek için etkin model oluşturmaya ve milli yaşam standardının temellerini sağlamaya muvaffak olmuştur. Gençlerimizi dünyanın en iyi üniversitelerine göndermeye imkân sağlayan “Bolaşak” devlet programı yürütülmektedir. Halen, 20.000’den fazla Kazakistanlı öğrenci, masrafları devlet tarafından karşılanarak eğitim görmektedir. UNESCO’nun bilgilerine göre, ülkemiz eğitim alanında 129 ülke arasında ilk 4 sırada yer almaktadır. Geçen 10 yıl zarfında eğitim alanına tahsis edilen mali kaynaklarda 10 kat artış sağlandı.Bu sürede 750’ye yakın yeni okul inşa edildi. Bunların yanı sıra 5302 okul öncesi eğitim kurumu, 1117 kreş ve 4185 eğitim merkezi açıldı.
 
Kazakistan’ın bugünkü başarıları tamamen ülkemizdeki etnik ve dini uzlaşıyla ilgilidir. Ülkemizde barış, istikrar ve ekonomik ilerlemenin temini yönünde en belirleyici etken, haklı bir şekilde, ülkemiz halkının hoşgörüsü, istikrarı ve karşılıklı anlayışıdır. Bu nedenle Kazakistan’ın çok uluslu halkının birliğinin sağlanması bizler için önemli bir başarı ve zenginliktir.
 
Kazakistan’a dinamik bir gelişme sağlayan ve ülkede bağımsızlık yıllarında gerçekleştirilen siyasi, ekonomik ve sosyal reformlar, Kazakistan Devlet başkanı N.A. Nazarbayev’in, Kazak halkına hitaben ilân ettiği “Kazakistan-2030” adlı proje kapsamındadır ve bu da aslında 21. asrın ilk üçte biri zarfında bağımsız ve gelişen Kazakistan’ın inşası için öngörülen bir devlet gelişme stratejisidir.
 

Kazakistan Anayasa Gününü Kutladı

Kazakistan`da 30 Ağustos, “Anayasa Günü” olarak kutlanıyor. Bağımsızlıktan sonra genel referandumla kabul edilen Kazakistan Anayasası ile ülkede yeni bir dönem başlamıştı. İnsan hak ve özgürlüklerine geniş yer ayıran bu yeni anayasa ile Kazakistan ekonomisinin serbest piyasa sistemine geçmesi, ülkeyi Orta Asya`nın en güçlü ekonomilerinden biri haline getirdi.

Kazakistan`ın yeni anayasası ile Sovyet mirası “devlet haklarının birey haklarına üstünlüğü” ilkesi ortadan kaldırıldı. 1995 yılında kabul edilen bu anayasanın getirdiği garantiler çerçevesinde, geçen 16 yıl içerisinde serbest piyasa ekonomisi ile sivil toplum hayatının temel ilkeleri oluşturuldu, ayrıca Kazakistan`da özel mülkiyet hakları, özel teşebbüs, güçlü orta sınıf, hukuk devleti, çok partili sistem ve medya çeşitliliğinin yanı sıra fikrî ve dinî hürriyetler güçlendirildi.

1995’de kabul edilen, toplumun ve devletin yeniden yapılandırıldığı bu Anayasa, sadece devletin hukukunu belirleyen bir belge değil, aynı zamanda ülkenin demokratik, hukuki, sosyal ve laik kazanımların da bir göstergesidir.

Aslında, Sovyetler Birliği`nin çöküşünden sonra 1991 yılında bağımsızlığını ilân eden Kazakistan ilk Anayasasını 28 Ocak 1993`te kabul etmişti. Bugünkü Anayasa ise, 30 Ağustos 1995 yılında yapılan genel referandum ile kabul edilmiş ve yürürlüğe girmiştir.

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

  Geri

Anasayfa

New Page 1