New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

TURİZMDE SEÇENEK BOLLUĞU
GÖRÜLMESİ GEREKENLER

 

Kırgızistan, turizm sektöründe inanılmaz bir yelpaze sunuyor ziyaretçilerine. Doğasının el değmemişliği ve özgün kültürel yaşantısı ülkeyi özel kılıyor. Bütün bunlara Kırgız misafirperverliği ve sıcaklığı da eklenince, bu güzel ülkeye hayran kalmamak mümkün değil.

 

Kırgızistan’da koruma altına alınmış çok sayıda milli park, orman, avlanma alanı, botanik ve jeolojik park bulunuyor. Dağ sporları açısından dünyanın önde gelen ülkelerinden olan Kırgızistan’da hem nefis yürüyüş güzergâhları var, hem de rafting ve helikopter kayağı (heli–skiing) için mükemmel şartlar mevcut. Kış sporları için yıl boyunca sunduğu bol karlı ve güzel manzaralı pistlerinin yanında, önemli termal kaynaklar, tedavi edici mineralli sular ve çamur da var. Eğer yayla gezileri yaparsanız, yurt’ları ve çobanların ilginç yaşam biçimini keşfedebilirsiniz. Ülke, at gezintileri için de çok uygun ve halk bu konuda derin bilgi birikimine ve geleneğe sahip.

Sarı Çelek

Bu geniş olanaklar içinde, Kırgızistan’da görülmesi gereken özel yerler de var. Örneğin, Sarı Çelek Gölü. Sarı Çelek, “Sarı kova” anlamına geliyor. Celalabad’a 120 km uzaklıktaki Milli park ve Sarı Çelek Gölü, Çatkal Dağları eteklerinde, 2000 metrede bir cennet. Dik yamaçlarla çevrili olan ve kışın donan göle ulaşmak o kadar kolay değil. Kuzey kıyıları gür çam ormanlarıyla kaplı olan, 234 m derinlikteki dağ gölünün çevresinde konaklamak için ahşap kulübeler ve keçe çadırlar hizmetinizde.

Manas Destanı‘nın doğduğu Talas topraklarındaki Beş Taş Milli Parkı ise, sanki huzurun simgesi. Tanrı Dağları doruklarından bakıldığında, yeşilin ve sarının her tonuna bürünmüş vadi muhteşem görünüyor. Gün batımında güneşin sarı-kızıl ışıkları, kar tanecikleri üzerinde pırıldıyor.

Suusamır Yaylası’na ise, özellikle bozkırda ilkbahar ya da sonbahar şölenini yaşamak için uğramalı. Gökyüzüne uzanan, beyaza bürünmüş Tanrı Dağları’nın soğuğu baharda bile kırbaç gibi yalıyor insanın yüzünü. Otlayan sürüler, koşuşturan yılkı atları, yol kenarlarında tek tük evler, çadırlar, basit tezgâhlarında kımız satan kadınlar ve Susamur yaylasını ikiye bölen Talas Irmağı, benzersiz bir manzara oluşturuyor.

Son Göl ve Atları

Son Göl, ya da Kırgızca yazılışıyla “Son Köl”, ülkenin ikinci büyük dağ gölü. 3000 metre yükseklikteki Son Göl çevresi doğayı koruma alanı. Gün batımlarında lacivertleşen gölün nerede bittiği ve dağların nerede başladığı bazen belli olmuyor. Zengin bir bitki örtüsüne sahip olan bölgedeki gür otlaklar yazın mera olarak kullanılıyor. Koyun ve inek sürüleri yanında atları da görebilirsiniz. Gölle bütünleşmiş gibi görünen atlar her yerde özgürce dolaşıyor. Gölün etrafında hiç tesis yok, ama yöre halkından yurt kiralamak mümkün. Kışın donan gölde sazan gibi tatlı su balıkları ve kaz, kara leylek, karabaş martı gibi kuşlar yaşıyor. Kırgızistan’ın bu en büyük doğal tatlı su rezervinde yılda 100 ton balık avlanıyor. Müthiş berrak göl suları, kışın otlar sararıp üzerleri yer yer karla örtüldüğünde, kızıla çalan sarı bir renge bürünüyor.

Kırgızistan’ın güney kesiminde yer alan At Başı köyü ie, 1881 yılında Rusya-Çin sınır kapısı olarak açılan Torugart Geçidi’ne giden karayolu üzerinde. Köyün önemi, Çatır Gölü’ne, Koşoy Korgon harabelerine ve Taş Rabat kervansarayına yakın olmasından geliyor. Ülkenin üçüncü büyük kapalı havza gölü olan Çatır 3500 m yükseklikte. Kışın, yüzeyi 1,5 m kalınlıkta buz tutuyor. Son derece tuzlu ve berrak suyunun rengi dört metre derinliğe dek sarımsı yeşil. Balıklar göle dökülen akarsularla geliyor. Yörede göçmen su kuşları ve birçok ördek çeşidi yaşıyor. Açık kahverengi tüyleriyle tombul angutlar inanılmaz sevimliler.

Koşoy Korgon harabeleri ise, Kara-Su köyünde. Harabeler, 10-12.yüzyıldan kaldığı varsayılan bir kaleye ait. Dört giriş kapısı bulunan yapı, 4-8 m yükseklikte gözetleme kuleleri olan kerpiç duvarlardan ibaret. Kırgızların efsanevi kahramanı Manas’ın yakın arkadaşı ve komutanlarından olan Koşoy’un buraya gömüldüğü tahmin ediliyor.

Taş-Rabat Kervansarayı ise, Narın bölgesinde taştan bir yapı. Bugün kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde, ıssızlığın ortasında bir başına duruyor. Bir zamanlar İpek Yolu’nda Çin‘den gelen kervanlara dinlenme, ibadet etme ve kar fırtınalarından korunma imkanı sağlamış. Yapılış tarihi bilinmeyen Taş-Rabat, Kırgızlar için kutsal bir yapı. Kervansarayın kubbeli ana bölümü tahminen 30 küçük kubbeli odayla çevrili, çevre duvarları da sapasağlam.

Çolpan-Ata ise, Issık Göl‘ün kuzey kıyısında bir turizm şehri. Çolpan veya Kırgızca yazılışıyla Çolpon, Venüs yıldızı anlamına geliyor. Kırgızistan’ın Saint- Tropez’si olarak kabul edilen bu güzel kasabada, masaj, sauna, çamur banyosu gibi seçenekler sunan çok sayıda kaplıca, otel ve misafirhane var. 40 yıl önce tam kapasite çalışan bu tesislerin bazıları artık kapanmış, bazıları da özel sermaye ile batılı normlarda yenilenmiş. Kaplıcaları çevreleyen parklar da Sovyet geçmişin canlı göstergeleri. Lenin heykeli ziyaretçileri içeri davet ediyor, gümüş renkli küçük atlet heykelleri de yürüyüş yollarını süslüyor.

Burana ve Kutadgu Bilig

Başkent Bişkek’e 80 kilometre uzaklıkta bulunan, Tokmok (Tokmak) şehri, Karahanlılar dönemine ait Burana kulesi ve Yusuf Has Hacip ile tanınıyor. Rivayete göre, Kutadgu Bilig’in yazarı Yusuf Has Hacip’in mezarı burada. Zaten, adını taşıyan bir de müze bulunuyor. Tokmok’a 12 km uzaklıktaki Balasagun ise, ünlü Türk bilgininin 11.yüzyılda doğduğu yer. Türk edebiyatındaki ilk siyasetnameyi ve ilk mesneviyi yazan Yusuf Has Hacip’in resmi, 1000 Som’luk Kırgız kağıt parasının üzerini süslüyor.

Kırgızistan’da simge bir anıt olan Burana kulesi de İpek Yolu üzerinde, Tokmok’a 8 km uzaklıkta bulunuyor. 11.yüzyıl tarihli kulenin orijinali 45 metreymiş, depremle üst kısmı çökünce 25 metreye inmiş. Kule, Karahanlılar döneminde hem minare, hem de gözetleme kulesi işlevi görmüş. Geometrik desenlerin ağırlıkta olduğu, bu mükemmel işçilik ürünü kulenin enteresan bir iç merdiveni var. Burana Açık Hava Müzesi’ndeki balballar da görülmeye değer. Balbal, eski Türklerde, ölen savaşçının mezarının etrafına dikilen ve öldürdüğü düşmanları simgeleyen taş heykellere verilen ad. Bu taşların çokluğu, savaşçının yaşarken sahip olduğu güç ve cesaretin simgesiymiş. Balballar İslâmiyetin kabulünden sonra yerini mezar taşlarına bırakmış.

Saymalı Taş: Binlerce Yılın Gizemi

Celalabat bölgesinin doğusunda, yaklaşık 3500 m yükseklikteki Saymalı Taş arkeolojik alanında, binlerce kaya üzerinde yaklaşık yüz bin kaya resmi var. Bütün bir yıl karla kaplı olduğu için, buraya sadece yazın bir ay, zorlu bir yolculukla, at sırtında ulaşılabiliyor. Temmuzda bile karın yağdığı bu fırtınalı bölgede, Türklerin binlerce yıllık yerleşik medeniyetinin izleri ve gizemi yatıyor.

2001 yılında kurulmuş olan Saymalı Taş Milli Parkında, kayalar üzerine çizilmiş, güneş resimleri, ok-yay damgaları, gökyüzüne uçan şamanlar, cinsellik, av, günlük yaşam tasvirleri, ritüel danslar, aslan, kar leoparı, sürüngen, kurt, boğa, at, ama en çok da keçi ve geyik figürleri var. Dağ keçisi ve geyik, o dönem yaşamının temel öğelerinden; kolay avlanabilen, derisinden giyecek yapılabilen ve hızla çoğalan hayvanlar. At da özel bir öneme sahip, sadece binek hayvanı olarak görülmüyor; avın ve savaşın olmazsa olmazı. Bazalt taşlarının güneşten esmerleşmiş yüzeylerindeki resimler, şaman inancına dair öğeler de yansıtıyor. Ellerini göğe doğru açıp Tanrıya yakaran şamanlara ya da ruhların göğe yükselmesine sıklıkla rastlanıyor. Aslında burası, Türk Tarihinin önemli belgelerini içeren çok değerli bir tür taş kitaplık.

 

 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1