New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

CEVİZ DİYARI CELALABAD

Kırgızistan’ın güneybatısında yer alan Celalabad şehri, kaplıcaları ve ceviz ağaçlarıyla ünlü. Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan bu Kırgız kentini, Afganistan’daki Celalabad şehriyle karıştırmamak gerekiyor.

 

 

K ı r g ı z i s t a n ’ ı n üçüncü büyük şehri olan Celalabad, ülkenin güneybatısında, Özbekistan sınırının hemen yanıbaşında yer alıyor. Yaklaşık 150 000 nüfuslu kent, aynı adı taşıyan vilayetin de idarî merkezi. Nüfusunun yarıya yakınını Özbek kökenlilerin oluşturduğu bu küçük şehir, dönem dönem Oş vilayeti ile birleşmiş, sonra ayrılmış. Aslında, Celalabad, Oş’a sadece 60 km uzaklıkta ama bu yolun 7-8 kilometrelik kısmı Özbekistan topraklarından geçtiği için bir şehirden diğerine o kadar da kolay gidilemiyor. Babaş Ata Dağı eteğinde, Kugart Nehri kıyısında bulunan Celalabad, İpek Yolu üzerinde çok eski bir yerleşim yeri, ama o günlerden bugüne pek bir iz kalmamış.

Bugünkü Celalabad şehrinin oluşması, 19. yüzyılın ilk yıllarına rastlıyor. Hokand Hanlığının inşa ettiği küçük bir kale, o günlerde burada bulunan köyün nüfusunun hızla artmasına neden olmuş. O zamanlar, ahali tarım ve hayvancılık yapar, kaplıcalara gelenlere de hizmet verirmiş. 1870’de, Ruslar bölgeye gelip, garnizon ve askeri hastane kurmuşlar. 1916’da demiryolu inşa edilmiş. Özellikle demiryolunun Celalabad’ın önemini çok arttırdığı ve şehirleşmeyi hızlandırdığı söyleniyor. Zaten, 1950’lerde şehir tümüyle imar edilmiş, kaplıcalar yeniden düzenlenmiş ve endüstri atılımları başlamış.

Üç gözlü kapı

Düzenli ve yeşil caddeleri ve çok sayıda parkı ile tam bir huzur beldesi olan Celalabad’a üç gözlü, mavi ve pembe renkli üç kubbesi ile çok gösterişli görünen bir kapıdan giriliyor. Girer girmez de bir heykel karşılıyor sizi.

Celalabad, hem bir öğrenci şehri, hem de ekonomisi ile ülkeye önemli katkıda bulunuyor. Ekonomik yaşam daha çok tarım ve hayvancılığa dayalı. Verimli ve sulak arazilere sahip olan bölgede tahıl, pamuk, tütün, sebze, meyve çeşitleri, mısır, şam fıstığı ve ceviz yetiştiriliyor. Bir zamanlar yapılan ipek üretimi artık durmuş. Sanayi ise sıvı yağ üretimi, inşaat malzemeleri, ahşap donanım, elektrikelektronik ve gıda ile sınırlı. Ceviz ağacı üzerine çalışan mobilya ve kakma süs işi atölyelerine sıklıkla rastlıyorsunuz. Celalabad pazarında, deyim yerindeyse, yer gök ceviz. Özellikle de, kabuklu yeşil ceviz ve balla yapılan ceviz marmeladı çok leziz ve meşhur.

Şehir, merkezden 5 km uzakta, 700 m yükseklikteki Eyüp Dağı’nda bulunan mineralli suları, kaplıcaları ve sanatoryumu ile tanınıyor. Tesisler Sovyet döneminde yapılmış. Ak-bulak, Eyüpbulak ve Kız-bulak gibi kaynaklardan çıkan sular şişeleniyor ve yurt dışına da satılıyor. Rivayete göre, Hazreti Eyüp Peygamber kaynağının suyu cüzzamlıları iyileştiriyormuş. Aynı adı taşıyan sanatoryumda mide ve deri hastalıkları da tedavi ediliyor.

Kışları soğuk ve yağışlı, yazları ise sıcak ve kurak geçen Celalabad bölgesi hayli dağlık. Nüfus daha ziyade alçak bölgelerde yoğunlaşıyor. Çevre dağ yürüyüşü ve tırmanışlar için çok uygun. Yörede, pek çok dağ gölü ve vadi var. At yetiştiriciliğinin yapıldığı geniş otlaklarda sık sık karşınıza göçebe çadırları çıkıyor. Köy evleri ise, genellikle tek katlı.

En Eski Ceviz Ormanı

Arslanbob, denizden 1600 m yükseklikte, Bazarkorgon yakınlarında tarihi bir dağ köyü. Arslanbob Nehri vadisinde, dünyanın en eski ve en büyük doğal ceviz ormanının ortasında konuşlanmış. Asırlık ağaçların meydana getirdiği bu muhteşem orman, milli park statüsünde. Buradaki cevizlerin tadına Büyük İskender’in bile baktığı, hatta ülkesine götürdüğü rivayet ediliyor. Bölgede her yıl 1500 ton ceviz üretiliyor. 1.500 nüfuslu Arslanbob tam bir tatil yöresi. Biri küçük diğeri büyük iki şelalesiyle de etkileyici bir güzellik sergiliyor. Derinliği olmayan bir gölcük oluştursa da, serinliği, temiz havası ve irili ufaklı taşlar arasından ağaç gölgelerinde yoluna devam eden suyu insana yorgunluğunu unutturuyor. Eskiden ipek böceği yetiştiriciliği yapılan köy, Babaş-Ata Dağı eteğinde, harikulâde manzarası ile dağ yürüyüşleri için de ideal. Burası, aynı zamanda da bir ziyaret yeri; çünkü, Ahmed Yesevi’nin ilk hocası olan Arslan Baba’nın türbesi burada. Kare biçimli küçük türbe tuğladan yapılmış ve beyaza boyanmış. Ön cephe köşelerinde mavi-beyaz sivri uçlu süs sütunları, giriş kapısının tam üstünde ise tuğladan üçgen çatı bölümünün ucunda çift dağ keçisi boynuzu var.

Bölgede çok sayıda maden ocağı ve hidroelektrik santral bulunuyor. Narın Nehri üzerinde kurulu devasa Toktogul Barajı’nda üretilen elektrik hem Kırgızistan’ın, hem de komşu ülkelerin ihtiyacını karşılıyor. Toktogul çevresi at gezintileri için bir cennet. Barajın turkuaz renkli göleti tepelerle çevrili, göz alabildiğince uzanan otlakların hakimi ise atlar. Özellikle baharda, hala karlı zirvelerin eteklerinde ağaçlarla vahşi çiçekler, kırmızılarla yeşiller birbirine karışıyor. Yol kenarlarında satılan kımız, bal, tereyağı ve Narın Nehri’nin çok lezzetli alabalığını tatmadan geçmemek gerek.

Sarp ve kayalık dağlar arasında oluşturulmuş Taşkömür Barajı da bu coğrafyanın kayda değer güzelliklerinden. Son derece berrak suyunun yeşile çalan turkuaz rengi, baraj tabanında bulunan taşlar üzerindeki yosunların yansımasından. Vadi çok dar olduğu için bu kesimde yol yapmak için dağlar oyulmuş, tüneller açılmış. Yol boyunca zümrüt yeşili-petrol mavisi karışımı Narın Nehri usul usul akıyor.
 

 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1