New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine
New Page 1
 

Her Tutkunun Ülkesi

 

Slovenya’da, Alp dağlarından uçsuz bucaksız çayırlara, mağaralardan Adriyatik plajlarına ve göz kamaştırıcı göllere dek pek çok seçenek, çeşitli turizm faaliyetlerine ve aklınıza gelebilecek bütün spor etkinliklerine imkan tanıyor. Her köşesinde karşılaşabileceğiniz doğa harikaları ve zengin tarihi mirası yanında, sunduğu özel lezzetler, kaplıcalar ve renkli festivalleriyle Slovenya her mevsimin ve her tutkunun ülkesi.

 

Küçük sayılabilecek bir yüzölçümüne sahip olan Slovenya’da, insanı şaşırtan bir coğrafi ve biyolojik çeşitlilik var. Alp dağlarının Akdeniz’le ve Pannonya havzası ile buluştuğu bu yeşil ülkede, isterseniz dağlara tırmanabilir, isterseniz yer altı nehirlerinde gezinti yapabilirsiniz. Slovenya, hem kış sporları tutkunları için, hem kaplıca sevenler için, hem de açık arazide sportif faaliyetler yapmak isteyenler için ideal bir yer. Adriyatik kıyısındaki plajların yanı sıra, bir çok küçük gölün ve çok sayıda akarsunun bulunduğu bu ülkede, su tutkunları da aradıklarını kolayca bulabilirler. Kısacası, Slovenya’da, kah zümrüt yeşiliyle sarıp sarmalanıyor, kah adrenalinle dolup taşıyorsunuz, ya da bir mağaranın derinliklerinin gizemi ve ürpertisi içinizi kaplıyor.

Triglav Milli Parkı

Julian Alpleri’nde yer alan Triglav, Slovenya’nın tek ulusal parkı ve 1924’ten beri koruma altında. Adını, ülkenin en yüksek noktası olan (2864 m) Triglav zirvesinden alıyor. Triglav, “üç başlı” demek. Zaten dağın yan yana üç tepesi var. Efsaneye göre, yeryüzünü, gökyüzünü ve yeraltı dünyasını kollayan üç başlı Slav tanrısı Triglav, tacını burada giymiş. Triglav Dağı aynı zamanda ülkenin ulusal sembolü. Hem Sloven bayrağını süslüyor, hem de 50 cent’lik Sloven Euro’sunun üzerinde yer alıyor.

Triglav Milli Parkı, UNESCO’nun uluslararası biyosfer rezervleri ağına dahil. Mutlak bir sessizlik içinde, vahşi zirveler ve buzul çağı vadileri barındıran park, İtalyan ve Avusturya sınırları boyunca uzanıyor. Park alanının büyük kısmı, kayın, karaçam, gürgen ve dişbudak gibi ağaçlar içeren ormanlarla kaplı. Parkta kahverengi ayı, dağ keçisi, geyik, vaşak gibi canlılar barınıyor. Orkide, çan çiçeği ya da Alpler’in sembolü olan aslanayağı, parkın güzelliğinin diğer küçük parçaları. Yaz mevsiminde bile serinliğin egemen olduğu bölgede bulunan çok sayıdaki su kaynağı, ayna gibi berrak nehirler ve göller doğurmuş, derin kanyonlar oluşturmuş. Parkın parçası olan Triglav Göller Vadisi, yedi büyük gölüyle Trenta ile Bohinj arasında 8 km boyunca uzanıyor. Yükseklikleri mevsime göre değişen göz kamaştırıcı şelaleler de var. Kendinizi başka bir dünyadaymış gibi hissetmeniz işten bile değil.

Cennetten farksız Bled

Şirin bir Ortaçağ kasabası olan Bled, harikulade bir huzur beldesi. Triglav Parkının doğu girişinde yer alan Bled ve küçük gölü, Slovenya’nın en turistik yöresi. Seyretmeye doyamayacağınız yemyeşil tepelerle çevrili bu ışıltılı buzul gölü o kadar berrak ki içindeki balıkları tek tek sayabilirsiniz. Sise büründüğünde ya da donduğunda tarif edilemez bir güzelliğe sahip. Yürüyüş yolları, parklar, termal oteller ve plajlarla çevrelenmiş. 30 metre derinliğindeki gölde sandalla ya da botla ördekler ve kuğular arasında dolaşmak ve gölün ortasındaki adaya gitmek büyük keyif.

İskeleden dik merdivenlerle çıkılan bu minik masal adasında, evlilik törenlerinde damadın gelini basamakların bitimine dek taşıma geleneği var; eğer başarabilirse evliliğin mutlu geçeceğine inanılıyor. Kasabanın her yerinden görülen 15.yüzyıl tarihli kilise, Slavların bereket ve aşk tanrıçası Ziva’yı kutsayan bir pagan tapınağı üzerine inşa edilmiş.

Göl kıyısında sarp bir kayalık üzerine 11.yüzyılda inşa edilen görkemli Bled Şatosu ile yakınındaki beyaz kilisenin göl ve ada manzarası müthiş. Şatonun üst katında küçük bir müze ve bir de şapel var, hemen altındaki kıyıda da çok güzel bir plaj. Kumarhanesi, golf sahaları ve gözde bir kongre merkezi oluşuyla da tanınan Bled ve çevresi, doğayla içiçe tatil yapmak isteyenler için tam bir vaha.

Bohinj Gölü

Balığıyla ünlü Sava Bohinjka Nehri’nin beslediği Bohinj Gölü, duru sularıyla Triglav Parkına bambaşka bir hava veriyor. 45 metre derinlikteki göl, dağ turizmini sevenler için de bir hareket noktası. Bohinj’de sandalla dolaşılıyor, plajı olmasa da buz gibi sularında yüzülebiliyor, kışın donduğunda ise büyüleyiciliği daha da artıyor. Gölün çevresinde bir taş köprü, küçük bir kilise, ormanların arasına serpiştirilmiş az sayıda da otel var. Burası, Bled’e göre daha sakin ve vahşi, ama doğayla  bütünleşmek için daha uygun. Bled ile Bohinj arasında, pencerelerinden ve balkonlarından rengarenk çiçekler sarkan, birbirinden güzel evlerin yer aldığı tertemiz Sloven köyleri sıralanıyor.

Kras Bölgesi ve Yeraltı Dünyası

Slovenya’nın batısındaki Kras platosu, kızıl renkli toprağı altındaki gizemiyle dünyadaki karstik oluşumlara adını vermiş. Bilindiği gibi, içinde mağaralar ve yer altı akarsuları bulunan alanlara “Karst” adı veriliyor. Toprağın kalkerli yapısı bu büyüleyici yeraltı dünyasının ve bölgedeki yaklaşık 8 bin mağaranın varoluş nedeni. Bazıları ziyarete açık olan bu mağaraların en ünlüleri, UNESCO korumasındaki Postojna ve Skocjanska mağaraları.

Pivka Nehri kıyısındaki Postojna Mağaraları, milyonlarca yıl boyunca damla damla örülmüş bir mücevher. Şekilleri ve renkleri birbirinden farklı, heyecan uyandıran sarkıt ve dikitlerle kaplı dehlizler ve yeraltı odaları 20 km boyunca uzanıyor. Postojna, dünyanın en uzun yeraltı mağarası ve araştırdıkça yeni uzantıları ortaya çıkıyor. Burası, Avrupa’nın trenle gezilebilen tek mağarası. Ama ziyaretçilere sadece 2 kilometrelik bir bölüm ve 4 dehliz açık. Mağarada ortalama sıcaklık 8-10 derece, nemlilik oranı ise çok yüksek. Postojna ayrıca 10.000 kişilik bir konser salonuna da sahip. Yılda yaklaşık 1 milyon ziyaretçisi olan bu yeraltı harikaları sarayı, ender bulunan bir canlıya da ev sahipliği yapıyor: gözleri olmayan, 20-30 cm uzunluğunda, hem solungaçlara, hem de akciğere sahip olan bu yaratık, “semender” diye de adlandırılan bir su kertenkelesi. Yılan balığıyla sürüngen arası bir görüntüye sahip bu semendere, insanınkine çok benzeyen deri rengi nedeniyle “insan-balık” da deniyor.

UNESCO dünya mirası listesinde yer alan Skocjan Mağaraları ise, dünyanın en büyük yeraltı sulak alanı. 6.200 m uzunluğundaki mağaranın en derin yeri 223 m. Her yıl 100.000 kişinin gezdiği bu olağanüstü mağaralarda sadece 3 km’lik bir alan ziyaret edilebiliyor ve 144 metreye kadar iniliyor. Skocjan’da renkler sizi çarparken, bunca derinlikteki bir yeraltı nehrinde gezinmek müthiş bir etki yaratıyor. Suyun muhteşem yeşili insanın gözlerini kamaştırırken, su türbülansının ritmi baş döndürüyor. Reka Nehri’nin yıllar boyunca yeraltında yaptığı 40 km’lik yolculuk, çok farklı renk ve şekillerde sarkıt ve dikitlere sahip 11 mağaranın oluşumuna yol açmış. En büyük sarkıtın boyu 15 m.’ye ulaşıyor. Skocjan mağarası da, yarasa, mağara semenderi, tatlı su ıstakozu gibi canlılar barındırıyor.

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1