New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine
New Page 1

 

DÜNYA KİTAP BAŞKENTİ
LJUBLJANA

 

M.S. 14 yılında Aemona adıyla bir Roma İmparatorluğu kenti olarak kurulan Ljubljana, bugünkü görüntüsünü 20. yüzyılda, ünlü mimar Jose Plecnik’in planlamaları sayesinde kazanmış. 1800 yayıncının bulunduğu bu küçük başkentte, yılda ortalama 4000 eser yayınlanıyor. UNESCO, Ljubljana’yı 2010 yılında “Dünya Kitap Başkenti” ilan etmiş.

 

 

Slovenya’nın yaklaşık 300.000 nüfuslu başkenti Ljubljana, ülkenin merkezinde yer alan şık bir şehir. İlk bakışta, Türkler için zor okunan bir isim gibi geliyor ama, eğer “Lyubliana” diye okursanız, doğru telaffuz etmiş oluyorsunuz. Şehir, Lyublianika nehrinin iki yakası üzerine kurulmuş ve nehir kıyıları zarif köprülerle birbirine bağlanmış.

Romalılardan bugüne

Ljubljana, yaklaşık 2000 yıllık bir yerleşim merkezi. İlk kez, M.S. 14 yılında, yani Roma döneminde, “Aemona” adıyla kurulmuş. O dönemden kalan birçok arkeolojik buluntu, bugün Ljubljana Şehir Müzesi’nde ve Slovenya Ulusal Müzesi’nde sergileniyor. Aemona’nın, 5. yüzyılda Hun saldırıları sonucunda yıkılmasının ardından, bu kez Ljubljana şehri oluşmaya başlamış.

Şehrin tarihinde, önce 1511, sonra da 1895 yılında yaşanan iki büyük depremin büyük önemi var. 1511 depreminin ardından yeniden inşa edilen Ljubljana’da, Avusturya’nın etkisiyle, barok mimari tarzı egemen olmuş. Bugün dahi, şehirde, Belediye binası ve hemen karşısında yer alan, ünlü Venedikli heykeltıraş Francesco Robba’nın yaptığı “Carniola nehirleri” çeşmesi gibi bu tarzın en mükemmel örneklerine rastlamak mümkün. Zaten şehirdeki barok eserler ve Avusturya mimari özelliklerinin baskın olduğu tarihi doku özenle korunuyor.

1895 depremi sonrasında, bir kez daha yenilenmesi gereken kentte, bu kez Art-Nouveau tarzı ön plana çıkmış. O dönemin en güzel tanığı, ünlü “Ejderha köprüsü” ve bazı binaların rengarenk cepheleri. Ama, bugünkü Ljubljana’ya asıl damgasını vuran, ünlü Mimar Joze Plecnik olmuş. Daha önce Prag ve Viyana’da önemli mimari çalışmalar yapan Plecnik, 1921 yılında döndüğü Ljubljana’yı, antik Atina şehrinden esinlenerek yeniden düzenlemiş ve “Tromostovje” (Üçlü köprü), Krizanke Tiyatrosu, Bezigrad Stadyumu ve St. Michael Kilisesi gibi pek çok eserin yaratıcısı olmuş. Plecnik’in oturduğu ev, bugün de müze olarak hizmet veriyor.

Ljubljana’yı keşfetmek

Ljubljana, modern yapılarla büyümesini sürdürmesine rağmen, tarihini de özenle koruyan bir kent. Mimari dokusunun yanında, nehir kıyısı ve özellikle yaz aylarında müzisyenlerle şenlenen parke taş döşeli sokaklarıyla keyifle keşfedebilecek bir yer. Küçüklüğü nedeniyle yürüyerek, tekne turuyla, mini trenle ya da kiraladığınız bir bisikletle muhteşem bir gezintiye çıkabilirsiniz. Nehir kıyısı eğlence, müzik ve gençlik demek. Gece hayatı da son derece dinamik. Şehirde, her yıl 14 uluslararası festival organize ediliyor. Zaten, bu küçücük şehirde 15 müze, 42 sanat galerisi ve 150 kadar da kütüphane var.

Şehrin merkezi ve en ünlü meydanı olan Presernov, Ortaçağda ticaret merkeziymiş. Adını ünlü Sloven şair France Preseren’den alan bu çekici ve kalabalık meydan, aynı zamanda bir buluşma noktası. Son derece estetik binalarla çevrili meydanın ortasında şairin heykeli var. Presernov meydanının en göz alıcı yapısı ise, şehrin sembollerinden sayılan, 17. yüzyıl yapımı Fransiskan Kilisesi.

Kilisenin tam karşısında, Presernov meydanının en dikkat çekici noktası olan Tromostovje köprüsü bulunuyor. Siz buna “Üçlü Köprü” de diyebilirsiniz. Büyük lambalar, sütunlar ve kırmızı çiçeklerle süslü “Üçlü Köprü”, şehrin en önemli simgesi. Yan yana üç köprüden oluşuyor. Eskiden ortadaki köprüden arabalar, diğer iki köprüden yayalar geçermiş. Şimdi hepsi yayalara ait. Köprünün bugünkü hali, mimar Plecnik’in eseri.

Üçlü köprüden başlayan ve tarihi binaların önünden nehir kıyısı boyunca devam eden uzun yürüyüş yolu, seyir terasları, şirin kafe-lokantaları, sokak satıcıları ve köprüleriyle son derece eğlenceli ve şık bir yol.

Presernov Meydanı’ndan Üçlü Köprü ile karşıya geçtiğinizde ulaşacağınız Mestni, şehrin en önemli meydanı. Trafiğe kapalı meydanda yer alan Barok stildeki, şirin ve estetik Belediye Binası (Mestna Hisa) 13. yüzyılda yapılmış, cephesinde orijinal Ortaçağ armaları barındırıyor. Binanın ilk avlusunun duvarında Ljubljana’nın 17.yüzyıldaki halini gösteren kabartma bir harita var. Mestna Hisa önündeki “Carniola nehirleri Çeşmesi” ülkenin üç önemli nehri Sava, Krka ve Lyublianika’yı temsil ediyor. Dikili taşla süslü çeşme, Roma’daki ünlü Piazza

Navona çeşmesinin benzeri. Meydanın hemen bitiminde yer alan, eski şehrin ana sokağı Stari’de rengarenk ortaçağ evleri, galeriler, şık butik oteller, kafeler ve pasajlar var.

Ejderha köprüsü

Mestni meydanı yakınlarındaki Vodnikov Meydanı’nda, ikiz yeşil kuleleri ve kubbesiyle Aziz Nikolay Katedrali ve Başpiskoposluk Sarayı, iki bronz kapısı ve üzerindeki işlemelerle dikkat çekiyor. Katedralin hemen yakınında her gün meyve, sebze, baharat ve çeşitli eşyaların satıldığı, tertemiz ve çok çekici renklilikte, büyük bir Açık Hava Pazarı kuruluyor. Özellikle cumartesi günleri balık ve bit pazarı çok rağbet görüyor. Göz alıcı bir yapı olan Kapalı Merkez Pazarı da Joze Plecnik tarafından 1940’larda tasarlanmış. İki katlı pazarın nehre bakan kısımları pencereli, caddeye bakan tarafı ise sütunlarla bezeli. Eskiden tartıda hile yapan fırıncılar, ana köprüden nehre atılarak cezalandırılırmış. Bu ceza kalkalı çok olsa da, halkın satıcıları kontrol edebilmesi için pazarda hala tartı kulübeleri var.

Bazılarının kısaca “Vodnik” dediği Vodnikov Meydanı’nın kuzeyindeki ünlü Ejderha Köprüsü, hem kültürel bir miras, hem de Art-Nouveau stilinin en güzel örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Bir zamanlar tahtadanmış, deprem sonrasında, 1901’de Venedik stilinde yeniden yapılmış. Dört köşesinde bakırdan, zamanla yeşillenmiş kanatlı dört ejderha yer alıyor. Bu ürkütücü ejderhalar nedeniyle, köprüye şaka yollu “Kaynana Köprüsü” diyenler de var. Efsaneye göre, antik Yunan mitolojisi kahramanlarından Jason, Ljubljana yakınlarındaki bir bataklıkta canavarla çarpışıp, onu yenmiş. O zamandan beri ejderha, şehrin armasını ve bayrağını süslüyor.

Şehrin bir başka simgesi olan Ljubljana Kalesi ise, Lyublianika Nehri’ne hakim Kale Tepesi’nde yer alıyor. 1905 yılından beri kültür-sanat merkezi olarak hizmet veren Kaleye fünikülerle birkaç dakikada çıkmak mümkün. Dik, spiral demir merdivenlerle ulaşacağınız Gözlem Kulesinin en üst noktasında muhteşem bir şehir manzarasıyla karşılaşıyorsunuz. Lyubliana’nın diğer bir önemli yeri olan Kongresni Meydanı, Neo-Rönesans tarzı Slovenya Filarmoni Orkestrası binasını barındırıyor. 1701’den bu yana Haydn, Beethoven, Brahms ve Paganini gibi çok özel isimleri ağırlamış. 1902’de inşa edilen, Alman Rönesans tarzı ve Barok kuleli, son derece zarif eski bir saray olan Lyubliana Üniversitesi ile Sloven Barok sanatının şaheseri olan, sarı kolonlu, 18.yüzyıl tarihli Ursulinska Kilisesi de yine bu meydanda.

Republike, yani Cumhuriyet Meydanı ise Slovenya’nın bağımsızlık ilanına tanık olmuş. Parlamento binası burada; hemen yakınındaki Slovenya Ulusal Müzesi ise şehrin en önemli müzelerinden. En değerli parçası, 45.000 yaşındaki, dünyanın en eski flütü. Şehrin ve Slovenya’nın en büyük parkı olan Tivoli de, koşu alanları, bisiklet yolları, yürüyüş parkurları, doğal gölü ve hayvanat bahçesi ile insanı büyülüyor. Tren Garına 10 dakika uzaklıktaki Metelkova Sokağı da şehrin en ilginç noktalarından bir diğeri. Burası marjinallerin mekanı. Eski bir kışla yenilenmiş ve canlı bir Punk sokağına dönüşmüş. Metelkova’da çıplak bir duvar bulmak imkansız, her yer çılgın renklerle ve resimlerle bezeli.

 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1