New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine
New Page 1

 

ASİLLER KENTİ  Celje

 

Erken Roma döneminde, Kelt kavimleri tarafından kurulan Celje şehri en parlak günlerini 15. yüzyılda, Celje kontları döneminde yaşamış. Daha sonra Prens mertebesine yükselen Celje kontlarının armasındaki 3 yıldızlı figür, bugün de Slovenya bayrağını ve ulusal armasını süslüyor.

 

 

Slovenya’nın üçüncü büyük şehri olan Celje, ülkenin merkezinde, Voglayna nehrinin Savinya ile birleşir birleşmez güneye doğru keskin bir dönüş yaparak Sava nehrine yöneldiği yerde bulunuyor. Çok zengin bir tarihi geçmişe sahip olan Celje, bugün canlı bir kültür birikimi yanında, gelişmiş sosyal yaşam koşulları, bir ticaret merkezi olması ve çevresinin çekiciliği ile ünlü.

Zengin tarih

Celje şehrini Kelt’ler kurmuş. İlk adı “Keleia” olan şehir antik çağda o kadar görkemliymiş ki, “İkinci Truva” olarak anılıyormuş. Roma İmparatorluğu döneminde, adı “Celeia”ya dönüşen kentin önemli bir ekonomik ve askeri merkez olduğu biliniyor. Ayrıca, 4-8. yüzyıllar arasında Piskoposluk merkezi olarak hristiyanlık açısından da önem kazanmış.

Bir ara “Cilli” olarak da anılan şehir, Ortaçağda, akrabalık bağlarıyla bağlı olduğu Lüksemburg’un müttefiki, Habsburg hanedanının ise düşmanı olan Celje Kontları zamanında parlak günler geçirmiş. Lüksemburg’lu Roma-Germen İmparatoru Sigismond, Celje Kontluğunu 1436 yılında Prenslik mertebesine yükselttikten sonra, şehir hem idari, hem ticari, hem de mimari ve sanat açısından çok önemli bir yer olmuş. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu çökene dek Habsburgların etki alanında sarsıntılar geçirse de Prensliğin son döneminde Celje, Sloven topraklarında Rönesansı ve hümanizmi gerçekten yaşayan tek şehir olma özelliğine sahip.

1846 yılında demiryolunun gelmesiyle eski zamanların sona erdiği ve modern Celje’nin bu tarihten itibaren oluşmaya başladığı anlatılıyor. Bugün 50.000 nüfuslu bir şehir olan Celje, kültürel mirasını titizlikle koruyan, canlı, gelişmiş ve çekici bir Avrupa kenti.

Tipik bir ortaçağ şehri

Ljubljana ile Maribor arasında yer alan Celje mutlaka görülmesi gereken bir yer. Mimarisi 15. yüzyıl ortalarına kadar gidiyor, bu da şehre hoş bir ortaçağ havası veriyor. Tarihi şehir merkezindeki şirin kafelerin teraslarında bir Sloven birasını, ya da şarabını tadarak verilecek molalar eşliğinde nehir kıyısını, ya da daracık taş döşeli sokakları keşfetmek büyük keyif.

Şehirdeki mimari şaheserlerin güzelliği göz kamaştırıyor. Gezintiye “Celje Prensleri Meydanı”ndan başlayalım. Meydanın Savinya nehri tarafında yer alan “Prenslerin Evi”, yani şatosu, Alp Dağlarına nazır muhteşem manzarasıyla hala şehre ve nehre hakim konumda. Şehrin simgesi olan şato bugünlere çok iyi korunmuş halde gelmiş. Büyük bir kısmı restore edilmiş. Surları, burçları, mazgal delikleri ve iç avluları ile Ortaçağ şatolarının bütün özelliklerini sergiliyor. Hemen karşısında ise, 1897 yapımı, neo-rönesans tarzı bir saray var. “Narodni Dom” olarak adlandırılan bu saray, bugün Belediye’ye ait bir bina olarak kullanılıyor. Meydan ile Savinya nehri arasındaki bölümde ise, şehirdeki en güzel Rönesans tarzı bina olduğu söylenen ve “Stara Grofija” diye anılan bir yapı var. 16. yüzyıldan kalma bu bina bugün müze ve kütüphane işlevi görüyor.

Biraz ilerdeki Slomskov meydanında bulunan St. Daniel Kilisesi ise 13. yüzyıldan kalma. İçindeki ahşap süslemeler görülmeye değer. Kilisenin tam karşısında da, 15. yüzyılda yapılmış bir ortaçağ “düşkünler evi” var. Bir süre, belediye hastanesi olarak da kullanılmış.

Düşkünler evinin arkasında ilginç bir “Su kulesi” bulunuyor. Nehirdeki su seviyesini ölçüp, taşma tehlikesini önceden haber veriyormuş.

Celje’nin simgesi olmuş yapılardan biri de “Celjski Dom”. 1907 yılında yapılmış bu gotik bina, eskiden “Alman Evi” olarak anılıyormuş. Binanın külah şeklindeki kubbesi, bizim Galata kulesini andırıyor. Binanın estetik pencerelerinde ve kulesinde Alman gotik mimari tarzının etkilerini bariz biçimde görmek mümkün.

Celjski Dom’un yakınında yer alan Postane binasını da unutmamak lazım. Üç katlı bina, Viyana’daki imparatorluk dönemi postaneleri örnek alınarak, 1898 yılında inşa edilmiş. Ağırbaşlı bir görünüme sahip olan bu binanın yerinde, eski çağlarda, yani 4.-5. yüzyıllarda, bir hristiyan bazilikasının olduğu söyleniyor.

Celje’de tarihi binalardan geçilmiyor. Kentte yaşamış olan asillerin ve zenginlerin çeşitli dönemlerde yaptırmış oldukları tipik evlerin bile birçoğu bugünlere kadar gelmiş. Örneğin Belediye binası, bir çok aristokrat ailenin mülkü olduktan sonra, Belediye tarafından satın alınmış. Pencereleri çiçeklerle bezeli, barok stildeki bembeyaz belediye binası şehirdeki en dikkat çekici yapılardan. Hemen karşısında da “Meryem Ana Kilisesi” var.

Celje sokaklarında gezinirken, “Stari Pisker”, yani “Eski Çanak” olarak adlandırılan ve Nazi işgali sırasında hapishane olarak kullanılmış olan eski bir manastırı, “Tiyatro Kulesi” olarak bilinen bir ortaçağ kulesini ve 100 yıl önce tuğladan yapılmış tren istasyonunu da görebilirsiniz.

Bu küçük prensler şehri, tiyatrosu, kafe ve publarındaki konserleri ile akşamları da hareketli bir yaşam sürüyor. Şehrin çevresi de görülmeye değer güzellikte. Örneğin, yemyeşil Zovnek Gölü kıyılarında huzur verici yürüyüşler ya da at gezintileri yapılabilir. Lasko kaplıcası da bir başka seçenek. Lasko, termal suları dışında birası ile de tanınıyor. Zaten burada düzenlenen bir bira festivali de var

 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1