New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine
New Page 1

 

YEŞİL İLE MAVİ İÇİÇE
SLOVENYA KIYILARI

Slovenya’nın, Adriyatik kıyısında yaklaşık 50 km.lik bir sahil şeridi var. Yemyeşil Akdeniz bitki örtüsünün masmavi denizle buluştuğu bu dar alanda, Ortaçağ özelliklerini özenle koruyan sahil kentleri inci dizisi gibi sıralanıyorlar.

 

Adriyatik denizinin İtalya ile Hırvatistan arasında kalan yaklaşık 50 km.lik bölümü, Slovenya’ya ait. Göz kamaştırıcı manzaralar ve kıpır kıpır balıkçı tekneleri eşliğinde, küçük koyların birbirini izlediği bu sahil şeridinde denizin ve Akdeniz otlarının kokusu birbirine karışıyor. Burada, Slovenya’nın sahil kentleri olan Koper, İzola, Piran ve Portoroz yan yana sıralanıyor. En kuzeydeki şirin Ankaran kasabasını da bunlara ekleyebilirsiniz.

Bu sahil şeridinde, komşu İtalya’nın, özellikle de eski Venedik kültürünün havası hemen fark ediliyor. Örneğin, mimaride Venedik tarzı gotik stil hakim. Zaten, bu bölgede, Slovence ile İtalyanca bir arada konuşuluyor. Sokaklarda bir yandan tarihi hissederken bir yandan hayatı soluyorsunuz. Dip dibe evleriyle eski şehir merkezlerindeki daracık sokaklar zengin geçmişlerinin şahidi. Yaz ayları çok canlı, enfes ev yapımı şaraplar, özel zeytinyağları ve Adriyatik’in leziz balıkları eşliğinde eğlence sabahlara kadar sokaklara taşıyor.

Koper

Koper, ya da İtalyanca adıyla Capo d’Istria, yaklaşık 25.000 nüfusuyla bölgenin en büyük yerleşim merkezi. Burası aynı zamanda, Slovenya’nın da en büyük ticari limanı. Şehir, bölgenin en önemli su kaynağı olan Rizana nehri’nin ağzında yer alıyor. Hafif rüzgarlar eşliğinde Akdeniz ikliminin güzelliğini yaşayan şehre çok sayıda meydan ve kilise, görkemli sur kalıntıları ve kim bilir neler görüp geçirmiş ortaçağ evleriyle çevrelenen, kıvrımlı sokaklar damgasını vuruyor.

Zerafet ve estetiğin ön planda olduğu şehrin tam göbeğindeki Tito Meydanı’nda Pretorio Sarayı dikkatleri çekiyor. 15.yüzyılda yapılan sarayda, eskiden Venedik Valileri oturuyormuş, şimdi Belediye tarafından kullanılıyor. Şehrin bu en gösterişli sarayının zarif cephesine, üst kısımdaki girintili-çıkıntılı süsleme bir dantel güzelliği katıyor.

Sarayın tam karşısında ise, Loggia diye anılan, bol kemerli ve cephesi armalarla süslü bina yer alıyor. Birkaç basamakla çıkılan giriş katındaki kafe’de oturup Koper’in keyfini çıkarmalısınız. Yine aynı meydandaki ortaçağdan kalma Katedral, çok sayıda sanat şaheserini barındırıyor. Hemen yanında yükselen görkemli Çan Kulesi’nin muhteşem manzaralı bir terası var. Buradan bakınca, Trieste Körfezi ayaklarınızın altında. 204 merdivenle çıkılan kulenin çanı 1333 yılında yapılmış.

Şehirde görmeye değer daha pek çok saray ya da bina var. Örneğin, Koper’ın en güzel eserlerinden, eski Belgramoni- Tacco Sarayı. Belgramoni ailesinin bir ferdi, sarayı bir gecede kumarda kaybetmiş. Saray el değiştirip Tacco ailesinin mülkü olmuş, ama Tacco ailesi yok olunca kültür mekanına dönüşmüş. Rengarenk Almerigogna Sarayı ise Gortan Meydanı yakınlarında. Ülkenin çok özel binalarından sayılıyor, çünkü bu kadar süslü, sıradışı başka bir cephe yok. Bir başka özel bina, 14.yüzyıl mimarisinin çok güzel bir örneği olan Carpaccio Evi. Rivayete göre ünlü Venedikli ressam Vittore Carpaccio’nun eviymiş. Brolo Meydanı’nın çarpıcı binalarından şık Fontico’nun ise, bir zamanlar buğday ambarı olduğu söyleniyor.

İzola ve Piran

Koper’in az ötesinde, bir balıkçı kasabası olan İzola yer alıyor. Eski liman etrafında yapılanmış küçük ve canlı bir şehir olan İzola, 16 bin nüfusuyla Slovenya’nın en eski yerleşim yerlerinden. Bir zamanlar ada iken yarımadaya dönüşmüş. Zaten “İzola” da ada anlamına geliyor. Slovenya’nın en karakteristik binalarından “Besenghi Degli Ughi Sarayı” burada. Ön cephesi yalancı mermerle dekore edilmiş, olan saray, bugün müzik okulu. Pencere demirlerindeki işlemeler ise, gerçekten göz alıcı.

İzola’dan çıkıp, kıyıyı takip ederek yola devam ederseniz, sahilin en rağbet gören yerlerinden Piran’a geliyorsunuz. İçinde kaybolmak isteyeceğiniz sokakları ve hayranlık uyandıran yapılarıyla, bu çok sevimli şehir yazın turist kaynıyor. Balıkçı limanı çok canlı, sahili ise tavernalarla ve küçük balık lokantalarıyla dolu. Daracık bir yarımadaya kurulmuş şehrin ana meydanı, Piran doğumlu dünyaca ünlü İtalyan besteci ve kemancı Giuseppe Tartini’nin adını taşıyor, heykeli de dikilmiş. Dev bir açık hava müzesini andıran Piran, bölgenin en iyi korunmuşu. Her yer denize birkaç adım uzakta. Kent merkezine arabayla girilmiyor. Limanın arka planındaki Çan Kulesi ile 12.yüzyıl tarihli Aziz George Kilisesi’ni barındıran görüntü, Venedik’teki San Marco Meydanı’nı andırıyor.

Portoroz ve civarı

Sahilden yola devam edilince, gelinecek son nokta Portoroz. Daha sonrasında Hırvatistan başlıyor. Portoroz, tam bir turizm merkezi. Muhteşem plajları, kaliteli otelleri, canlı gece hayatı, ve yakın çevresinin doğal güzellikleriyle, misafirlerine her türlü imkanı sağlıyor. Portoroz Vadisi, yürüyüş patikalarıyla İstirya’nın göz alıcı köylerinin sıralandığı bir güzergah. Yol, mis gibi kokuların yayıldığı ormanlık alanlardan, üzüm bağlarından ve zeytinliklerden geçiyor.

 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1