New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine
New Page 1

 

TARİHİN İZLERİNİ TAŞIYAN MODERN BAŞKENT
ZAGREB

 

 

Zagreb, 16.yüzyılda Hırvatistan’ın başkenti olmuş. Tipik ve modern bir Orta Avrupa şehri gibi görünse de, zengin ve çok iyi korunmuş bir kültür mirasına sahip.

Eskiden, bugünkü Zagreb’in olduğu yerde, karşılıklı iki tepe üzerinde, birbirine rakip, biri din ağırlıklı, diğeri ise derebeylik merkezi olan iki küçük kasaba varmış: “Kaptol” ve “Gradec”. Katolik Piskoposluk merkezi olan Kaptol ile, “Kral’a bağlı serbest bir şehir” statüsünde olan Gradec, bugünkü Zagreb’in “Gornji Grad”, yani “Yukarı Şehir” diye adlandırılan bölümünü oluşturuyorlar. Bu iki tepenin eteklerinde ise, “Donji Grad”, yani “Aşağı Şehir” var. Zagreb’in, II.Dünya savaşından sonra inşa edilmiş yeni bölümü ise, iş merkezleri ve modern mimarisi ile farklı bir görsellik sergiliyor.

Sinema dekoru gibi

Zagreb’in Ortaçağ’dan kalan kültür mirasını barındıran Yukarı Şehir’e isterseniz “stube” diye adlandırılan ahşap merdivenlerle, ya da 1890’da yapılmış füniküler ile ulaşabilirsiniz. Şehrin en eski bölümü olan Yukarı Şehir, daracık sokakları ve şirin binalarıyla adeta bir film stüdyosu gibi. Kaptol’ün merkezinde, kuleleri 105 metreye yükselen St. Stephen Katedrali bulunuyor. Katedral 11. yüzyılda inşa edilmiş ama sonraki dönemlerde bir çok onarım görmüş. Halen Hırvatistan’daki en yüksek dinî yapı olma özelliğini taşıyor. Gradec’te ise, diğer kiliselerin arasında, St. Mark kilisesi, rengârenk damıyla hemen dikkat çekiyor. Kilisenin çatısına Hırvatistan’ın ve Zagreb’in armaları işlenmiş. 14. yüzyıl ürünü olan kilise, Zagreb’lilerin de göz bebeği. St. Mark kilisesinin hemen yakınında ise Parlamento binası bulunuyor. Binanın giriş kapısının süslemeleri tam bir sanat eseri. Gradec tepesinin en çekici mekânlarından biri de, hiç kuşkusuz “Zagreb Şehir Müzesi”. Şehrin tarihinin anlatıldığı müzede, kentte yaşamış olan Zagreblilerin eski resimleri de sergileniyor. Ortaçağ havasını hiç kaybetmemiş olan Gradec, bugün sadece Zagreb’in değil, tüm Hırvatistan’ın en iyi korunmuş tarihi merkezlerinden biri.

Aslında, Yukarı Şehir’e çıkmadan önce, Kaptol ve Gradec tepelerini birbirinden ayıran Tkalciceva Sokağı’nda da bir gezinti yapmak lâzım. Özellikle sabahları, doğan güneşin ışıklarını yansıtan pastel renkli cepheli güzel evleriyle harika bir yer burası. Eskiden Medvednica Dağından gelen bir derenin geçtiği Tkalciceva, iki rakip kasaba arasında sınır teşkil ediyormuş. Funikülerin sonundaki Lotrscak Kulesi’ne de, öğle saatlerinde uğramakta fayda var. Her öğleyin bir belediye görevlisi buradan top atışı yapıyor ve etrafa devasa bir barut bulutu yayılıyor.

Aşağı Şehir’in cazibesi

“Donji Grad”, yani Aşağı Şehir, Zagreb’in en canlı ve dinamik bölgesi. Buradaki anıtsal yapıların bir çoğu 19. yüzyılda inşa edilmiş. Bu nedenle, neo-klasik ve neorönesans tarzı binalarla sık sık karşılaşıyorsunuz. Örneğin, Zagreb’e trenle gelenlerin ilk karşılaştığı Gar binası gibi. Bir zamanlar, Paris-İstanbul hattında Şark Ekspresi ile yolculuk edenlerin konakladığı ünlü “Esplanade” oteli de Gar’a yakın bir yerde bulunuyor. Gar’ın karşı tarafında da “Art Pavilion” var. Burası, Hırvatistan’ın ilk büyük sergi salonu.

Aşağı Şehir’in, hatta Zagreb’in merkezi neresidir derseniz, herkes size, Hırvat ulusunun lideri Ban Josip Jelacic’in adını taşıyan “Ban Jelacic Meydanı” nı gösterecektir. Burası bir yaya bölgesi ve teras cafe’leri ile ünlü bir buluşma noktası. Meydanın ortasında, Ban Josip Jelacic’in heykeli var. Heykel, komünist dönemde meydandan kaldırılmış, bağımsızlık sonrasında yeniden eski yerine konulmuş.

Zagreb’i ziyaret edenler için, Strossmayer Sarayı, Botanik bahçesi, Etnoğrafya müzesi ve Teknoloji müzesi de kaçırılmaması gereken yerler. Ban Jelacic Meydanının yanındaki merdivenlerden çıkılınca da, çiçekçilerle başlayan, geniş ve her şeyin bulunabildiği bir pazar yerine ulaşılıyor: Dolac Pazarı. Preradovica ve Bogoviceva meydanları ise, içkinizi yudumlayarak konserleri ve sokak gösterilerini izleyebileceğiniz yerler.

Botanik bahçesinin biraz ötesinde, “Hırvat Ulusal Tiyatrosu” ve “Mimara Müzesi” var. Ulusal Tiyatronun bulunduğu Mareşal Tito Meydanı, Donji Grad’ın en güzel yerlerinden biri. Ünlü heykeltıraş Ivan Mestrovic’in eseri olan ve “Hayatın Kaynağı” olarak adlandırılan bronz çeşme de burada. Ulusal Tiyatro, Zagreb’in en büyük opera ve bale eserlerinin sergilendiği yer. Viyanalı mimarlar tarafından inşa edilmiş. Franz Liszt, Sarah Bernhardt, Richard Strauss, Gerard Philipe gibi bir çok ünlü sanatçı gelip geçmiş buradan.

19.yüzyıla ait binasıyla Mimara Müzesi, daha önce liseymiş. Şimdi, barındırdığı Raphael, Velasquez, Rubens, Rembrandt gibi ressamların eserleriyle ünlü. Ilica Caddesinde bulunan “Naif Sanatlar Müzesi”, 20.yüzyıl öncesinin nadide sanat eserlerini barındıran “Strossmayer Müzesi” ve ünlü Rodin’in öğrencisi olan heykeltıraş Ivan Mestrovic’in atölyesi olan tarihi ev sanatseverlerin ihmal edemeyecekleri diğer mekânlar.

“At nalı”

Zagreb çok canlı, derli toplu ve sevimli bir şehir. Parklar ve yeşil alanlar büyük yer tutuyor. Şehrin “at nalı” şeklindeki planını, 20.yüzyılın başlarında mimar Milan Lenuci tasarlamış. Zagreb tam bir mimari zenginlik ve kültür- sanat şehri. 1 üniversitesi, 10 tiyatrosu, 21 müzesi ve 14 sanat galerisi var. Ayrıca, “çizgi film” konusunda da bir merkez durumunda. Bu işin hem eğitimi veriliyor, hem de her yıl bir uluslararası çizgi film festivali düzenleniyor ve doğal olarak, dünyanın dört bir köşesinden çizgi film sanatçıları burada buluşuyor.

Zagreb’te çok geniş bir tramvay ağı var. Öyle ki, şehrin büyük bölümünü tramvayla gezmek mümkün. Bu gezintilerde ilginç şeylerle de karşılaşılabiliyor. Örneğin şehrin en eski eczanesinin 1355, en eski cafe’sinin de 1825 tarihli olması gibi.

Yaratıcı insanlar olan Hırvatlar, bugün günlük hayatta çok kullandığımız bazı objeleri icat edip, tüm dünyanın kullanımına sunmuşlar. Bunların başında “kravat” geliyor. Zaten “kravat” kelimesi de “Hırvat” sözcüğü ile eş anlamlı. 17. yüzyılda, Fransa Kralının emrindeki Hırvat kökenli paralı askerler, kendilerini diğerlerinden ayırmak için boyunlarına bir eşarp bağlayınca “kravat” doğmuş. Bugün, Zagreb’te, başta ipek olmak üzere her tür kravatı bulmak mümkün.

Günlük hayatta yaygın kullanılan dolmakalemlerin de bir Hırvat icadı olduğunu biliyor muydunuz? Dolmakalemi, 1906 yılında, Slavoljub Penkala adında bir Hırvat, Zagreb’te icat etmiş. Penkala dolmakalemleri, bugün de Zagreb’in her yerinde satılıyor.

Zagreb’te, başka yerlerde artık pek bulunmayan el ürünü objeler bulmanın ve artık yok olmakta olan zanaatkârları keşfetmenin keyfi de yaşanabiliyor. Örneğin, el yapımı şapkalar, şemsiyeler, baharatlı kırmızı kalp şeklinde ekmekler, mumlar, hardal, biberli bisküviler ve yüzde yüz doğal sabunlar gibi. Zagreb’in 33 km batısındaki Samobor köyünde üretilen el yapımı kristalleri de unutmamak lâzım. Özellikle, olağanüstü duruluktaki bardaklar, sürahiler, salata tabakları ve vazolar dikkat çekici. Çoğunun üzerinde de “art nouveau” tarzında motifler bulunuyor.

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1