New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine
New Page 1

 

İLK GÖRÜŞTE AŞK
DUBROVNİK

 

Dalmaçya sahillerinin en popüler tatil güzergâhı olan Dubrovnik ve çevresi, gerçekten de insanın aklını başından alacak güzellikte bir yer. Bir yandan Ortaçağın izlerini bugüne taşırken, bir yandan da muhteşem bir doğayı ziyaretçilerine sunan Dubrovnik ve hemen yanıbaşındaki yüzlerce ada, turistler için bir çekim merkezi olmayı fazlasıyla hak ediyor.

 

 

Hırvatistan’ın güney kesimindeki en önemli turizm merkezi olan Dubrovnik, ziyaretçilerinin genellikle ilk görüşte aşık olduğu bir kent. Yaklaşık 50.000 nüfusun yaşadığı bu küçük şehrin, eskiden bağımsız bir cumhuriyet olduğunu öğrenenler biraz şaşırıyor. Gerçekten de, “Dubrovnik Cumhuriyeti” veya diğer adıyla “Ragusa Cumhuriyeti”, 14.yüzyıldan 19.yüzyıl başlarına dek burada hüküm sürmüş, dönemin çok güçlü Venedik Cumhuriyeti ile rekabete girmiş, 16.yüzyılda refah seviyesi ve gücü en yüksek düzeye çıkmış bir şehir-devlet. Osmanlı İmparatorluğu ile de iyi ilişkiler içinde olmuşlar ve Osmanlı tarafından korunmuşlardır. O dönemde Cumhuriyet’in nüfusu 30.000 kişiymiş ve bunun 5.000’i bugünkü şehir surlarının içinde oturuyormuş. 1808 yılında, Fransa İmparatoru Napolyon, Dubrovnik Cumhuriyeti’nin varlığına son vermiş.

Stari Grad

Dubrovnik’in surlar içinde kalan ve Ortaçağ’dan bu yana çok iyi korunmuş olan bölümüne “Stari Grad” yani “Eski Şehir” deniyor. UNESCOKültür Mirası listesinde yer alan Stari Grad, Dubrovnik’in kalbi gibi. Hemen deniz kıyısından yükselen surların içindeki bu eski şehir bir masal dünyasını andırıyor: taş binalar, küçük meydanlar, dar geçitler, zarif mermer çeşmeler, dapdaracık sokaklar, merdivenler, ışıl ışıl cafe’ler, restoranlar, sokak çalgıcıları, neşe dolu yaz festivalleri ve bir turist seli. Araçların girmediği bu bölge adeta bir açık hava müzesi gibi ve her yer tertemiz.

Eski şehrin ana caddesi olan Stradun, eskiden bir su kanalıymış. Bugün, cadde boyunca karşılıklı Gotik ve Barok tarzı, çatıları kırmızı kiremit kaplı yapılar sıralanıyor. Caddenin bir ucunda görkemli Onofrio çeşmesi, karşı ucunda ise Luza meydanı var. Buraya Loggia meydanı da deniyor. Luza meydanı, hem turistlerin buluşma yeri, hem de ünlü Dubrovnik Yaz Festivali’nin yapıldığı yer.

Stari Grad’a, şehrin ana girişi olan Pile kapısından giriliyor. Eskiden, bu kapı her akşam kapanır, anahtarı da prense teslim edilirmiş. Avrupa’nın en eski üçüncü ecza merkezi olan Fransisken Manastırı da burada bulunuyor ve 1391’den beri aktif durumda. Luza Meydanı’na açılan bir sokakta bulunan Dominiken Manastırı ise zengin tablo koleksiyonu ile tanınıyor. Binanın dış cephesi ağırbaşlı bir sadeliğe sahip ama, çan kulesi mimari stillerin çakışması nedeniyle dikkat çekici: alt kısmı Roma, orta kısım Gotik, tepe tamamen Barok.

İlginç binalarla çevrili sevimli Luza meydanının mimari zenginliği göz kamaştırıyor. Luza’nın güney kısmında yer alan kare biçimli, kubbeli, harikulade Aziz Vlaho Kilisesi’nin iç kısmı süslemeleriyle dikkat çekiyor. Karşısındaki görkemli ve zarif Sponza Sarayı ise bugün şehir arşivlerini ve cumhuriyetin altın rezervlerini barındırıyor.

Zudioska sokağında ise, dünyanın en eski sinagoglarından Dubrovnik Sinagogu var; Prag’takinden sonra Avrupa’nın en eskisi. İlk Sefarad topluluğunun merkezi olarak kabul ediliyor. İç dekorasyonu hayranlık uyandıran sinagog çok özel tarihî ve dinî belgeleriyle değeri ölçülemeyen bir zenginliğe sahip. Aziz Dominika Sokağında da, muhteşem bir Gotik-Rönesans tarzı örneği olan ve Tarih Müzesini de barındıran Valilik Sarayı var. Buraya “Rector Sarayı” da deniliyor. Revaklı iç avlusu ve dantel gibi işlenmiş korkuluklara sahip merdiveniyle dikkat çekici bir yapı.

Eskiden buğday deposu olan Etnoğrafya Müzesi, Dubrovnik’in denizle bağını anlatan Denizcilik Müzesi ve 1990’dan beri dünyada yaşanan bütün büyük çatışmaları ve yarattığı yıkımı anlatan, benzeri olmayan Savaş Fotoğrafları Müzesi de ilginizi çekebilir.

Dubrovnik’te, şehri çevreleyen surların üzerinde dolaşmak da mümkün. Burada, Dubrovnik’in ve Adriyatik’in muhteşem manzarası ile karşılaşıyorsunuz. Bugüne kalan surlar 2 km uzunluğunda, kalınlığı deniz tarafında 1.50 metreden başlıyor, stratejik noktalarda 6 metreye ulaşıyor, yüksekliği de bazı yerlerde 25 metreye varıyor.

Korcula adası

Dubrovnik civarındaki adaların en büyüğü olan Korcula Adası, aynı zamanda Hırvatistan’ın en ağaçlıklı adası. 7- 8 km genişliğinde ve 47 km uzunluğunda olan adanın yüzde 61’i ormanlarla ya da koruluklarla kaplı. Sakin plajları, korunaklı doğal limanları, küçük koyları, etraftaki küçücük adaları, yemyeşil vadileri, terapiye uygun çamurları, yüzyıllık asmalar, turunçgiller ve zeytin ağaçlarıyla çevrili masal gibi köyleriyle şaşırtıcı bir manzara çeşitliliğine sahip olan adanın kıyılarında yunuslarla birlikte yüzebilirsiniz.

Adanın merkezi olan Korcula şehri de gerçek bir açık hava müzesine benziyor. Burada bulunan ve M.Ö.4.yüzyıla tarihlenen bir dikili taş, Hırvatistan’ın en eski anıtı olarak biliniyor. Dubrovnik’e çok yakın olmasına rağmen, 14-16 yüzyıllarda Venedik Devletinin parçası olan Korcula, mimari açıdan bütün dönemlerin, bütün stillerin eserlerini barındırıyor. Aslında, burası da, beyaz taştan yuvarlak burçları, sağlam surları, denize nazır kırmızı çatılı evleri, çiçekli avluları ve kiliseleriyle tipik bir Ortaçağ şehri. Binaların çoğu 15.yüzyıldan kalma ve genelde Gotik stilde. Geometrik sokaklar, yazın batı rüzgarını alacak, kışın da kuzeyden gelen soğuk rüzgarı kesecek şekilde düzenlenmiş. Yazın bunaltıcı sıcağında püfür püfür esiyor daracık sokaklar. Bugün Şehir Müzesi olan Gabrielis Sarayı, 16.yüzyılda şehrin zenginlerinden Gabrielis ailesine aitmiş. Ama, adanın en turistik mekânı, ünlü gezgin ve yazar Marco Polo’nun 1254’te doğduğu ev. Korcula’lılar Marco Polo ile hemşehri olmanın gururunu bugün de sürdürüyorlar.

Zaten, Korcula’lılar geleneklerine ve kendilerine kalan kültür mirasına çok sadık bir topluluk. Her sene, şehir sokaklarında, Ortaçağ’dan kalma “Moreşka” şenlikleri düzenleniyor. Çok özel giysiler ve danslarıyla folklor gösterileri göz kamaştırıyor. Adanın en meşhur ürünleri, sızma zeytinyağı ve şarap. Korcula, ayrıca, taş ustaları, taş işçiliği ve tersaneleriyle ünlüymüş. Taş işçiliği gözden düşüp, gemi yapımcılığı da gerileyince, bir dönem dalga dalga göçler yaşanmış. Ama sonra turizm adanın imdadına yetişmiş; Bugün Korcula yaklaşık 20.000 nüfusuyla Hırvatistan’ın en kalabalık adası.

Mljet

Korcula ile Dubrovnik arasında bulunan huzur adası Mljet’in genişliği 3, uzunluğu 37 km. Bazılarına göre, burası dünyanın en güzel 10 adasından biri. Özellikle iki tuzlu lagünün süslediği Mljet Milli Parkı çok popüler. Malo Jezero (Küçük Göl) ve Veliko Jezero (Büyük Göl) adını taşıyan bu iki lagün çok dar bir boğazla birbirine bağlı. Veliko Jezero’nun ortasındaki adacıkta bulunan 12.yüzyıl yapımı “Santa Maria Manastırı” bugün UNESCO Dünya Mirası Listesinde. Mljet adasında bitkiler çok gür ve inanılmaz bir bio-çeşitlilik var.

Adanın antik dönemdeki adı “Melita”ymış. Eski yunancada “bal adası” anlamına geliyor. “Odysseia Destanı” nda adı geçen, gizemli Tanrıça Kalipso’nun yaşadığı ıssız ada Ogygia’nın bugünkü Mljet olduğu söyleniyor. Efsaneye göre Tanrıça Kalipso, kahraman Odyssee’yi yedi yıl boyunca bu cennet adada rehin tutmuş. Ulysse Mağarası bugün de tarih tutkunlarının çok ilgisini çekiyor.

 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1