New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine
New Page 1

 

VERİMLİ TOPRAKLAR
SLAVONYA

 

Hırvatistan’ın kuzey doğusundaki Slavonya bölgesi, adeta ülkenin tahıl ambarı gibi. Burası, kıyıların hareketliliğinden uzak, bambaşka bir dünya. Verimli toprakların getirdiği zenginlik ve huzur her yerde karşınıza çıkıyor.

 

 

Slavonya, Hırvatistan’ın diğer bölgelerinden çok farklı görünen, Akdeniz’le değil, Orta Avrupa ile bütünleşen bir yer. Kuzeyinde Drava, güneyinde Sava, doğusunda da Tuna nehirleriyle çevrili. Verimli topraklarıyla ünlü bu tarihi bölgede yazın tarlalar altın gibi parlıyor. Osijek ve Slavonski Brod, bölgenin en önemli yerleşim birimleri.

OSİJEK

Slavonya bölgesinin merkezi olan Osijek, ülkenin en doğusunda, Macaristan sınırına 30, Sırbistan sınırına da sadece 20 km uzaklıkta. Zengin tarihi çok eskilere giden Osijek, Hırvatistan’ın dördüncü büyük şehri. Nüfusu yaklaşık 110.000 civarında.

1526-1687 yılları arasında “Ösek” diye anılan bir Osmanlı şehriymiş. Kanuni Sultan Süleyman zamanında, buradaki bataklık arazi üzerinde ulaşımı kolaylaştırmak için 8 km uzunluğunda bir tahta köprü yapılmış. O zamanın bir dünya harikası olan köprü 1664 yılında yanıp kül olmuş ama Hırvatların hafızasından halâ silinmemiş.

Osijek, 1687’den sonra Avusturya-Macaristan hakimiyetine girmiş. Şehrin eski mahalleleri ve parklar bugün de bu kültürün izlerini taşıyor. Tvrdja diye anılan kale ve içindeki eski binalar, Slavonya’daki barok dönem yapılarının en güzelleri. 1712 yılında, inşa edilen kalenin en ilginç tarafı, askerlerle sivillerin birlikte yaşamalarına imkân verecek biçimde tasarlanmış olması. Surların içinde, askerlerin faaliyetlerinin yanı sıra, sivil halkın normal günlük yaşamı da sürüp gidiyormuş. Askerlerin kışlası, bugün Osijek Üniversitesi ve Slavonya Müzesi olarak hizmet veriyor.

Şehrin ana meydanı sayılan Ante Starcevic Meydanı, kocaman sütunları, sokak fenerleri, çeşmeleri, karargahı ve nöbetçi kulesi kemerleri ile göz alıcı bir tablo oluşturuyor. Hemen yanında, St.Peter ve Paul Katedrali var. 19.yüzyıl tarihli katedral, devasa bir Neo-Roma yapısı. İki çan kulesi 84 m yükseklikte, anıtsal bir cephesi olsa da zarif bir mihrabı var. Osijek’in en gösterişli mahallesini kaleye bağlayan caddede de, 20.yüzyıl başındaki zengin tüccarlara ait çok abartılı cephesi olan binalar, “art nouveau” ya da “neo–Rönesans” stildeki kemerli balkonları, seramikleri ve sütunlarıyla sağlı sollu sıralanıyor.

Kale surları boyunca uzanan Drava nehrinin kıyısındaki yürüyüş yolu, hem güzel, hem de Hırvatistan’ın en meşhur nehir kenarı yollarından. Bir kısmı Kral Tomislav Parkı’ndan geçiyor, plaj ve kış limanına dek gidiyor. Büyük bir park olan Tomislav, İngiliz ve Fransız stili karışımı, Albay Parkı olarak da anılıyor. Drava kıyısında her türlü su sporunu yapmak mümkün. Osijek’in, nehir taşımacılığı açısından önemli bir konumu olduğunu ve ülkenin iç kesimlerinde olmasına rağmen, Hırvatistan’ın önde gelen limanlarından sayıldığını da, unutmadan belirtelim.

SLAVONSKİ BROD

Slavonya bölgesinin’nın ikinci büyük kenti olan Slavonski Brod, Sava nehri kıyısında, Bosna-Hersek sınırına bitişik bir noktada yer alıyor. Avrupa’nın en önemli yollarının kavşağında yer aldığı için, Türkiye’den Avrupa’ya karayolu ile seyahat edenlerin çoğu da bu şehirden geçiyor.

Slavonski Brod’un Habsburglar döneminde inşa edilen kalesi zamanının en büyük şatosuymuş. Mimari tasarımı Prens Eugen tarafından yapılan kale, bugün müze ve Belediye binası olarak hizmet veriyor. Şehirdeki mavi-beyaz Fransisken Manastırı Slavonya’nın en göz alıcı barok yapılarından. Şehrin etrafı da çok değişik bir atmosfere sahip. Av alanı olarak kullanılan bu alanda konukların rahatı için özel evler bile tahsis edilmiş.

ve VARAZDİN..

“Barok’un Başkenti” olarak anıla Varazdin, bir Slavonya kenti değil. Daha batıda, Hırvatistan’ın kuzeyinde, Zagreb’e 80 km uzaklıkta yer alıyor. 50.000 nüfuslu Varazdin, eskiden Kuzey Hırvatistan Dükalığı’nın merkeziymiş. 1767’de, Hırvat Parlamentosu Sabor, burada toplanmış ama Varazdin’in başkentliği ancak birkaç yıl sürmüş. 1776’da şehrin üçte ikisi yangınla yok olunca Meclis Zagreb’e geri dönmüş.

Mucizevi şekilde, II.Dünya savaşının ve Hırvatistan savaşının (1991-1995) uzağında kalma şansı yakalayan Varazdin’in muhteşem yapıları, ne mutlu ki, halâ ayakta. Çok sevimli bu eski başkentte kültürel ve sanatsal yaşam bütün canlılığıyla sürüyor. Barok sanatı ve müzik geleneği şehrin yaşamında çok özel bir yer tutuyor. Ünlü “Sonbahar Barok Akşamları” Festivaline dünyaca meşhur müzisyenler geliyor. Barok müzik ve kültürü adına 1971’den beri düzenlenen bu festivali anmadan Hırvatistan’da barok müzikten söz etmek zor. Varazdin Barok Akşamları, Orta Avrupa kültürünün seçkin bir örneği.

Varazdin Orta Avrupa’nın çok iyi korunmuş, en eski ve en güzel barok şehirlerinden biri ve insanda hayranlık uyandıran klasik, barok ve rokoko saraylara sahip. Şehrin Fransisken Meydanı pek güzel örnekler barındırıyor: bugün müze olan Herzer Sarayı, çok beğenilen “rokoko” cephesiyle Patacic Sarayı, balkonları ve sütunlarıyla Jupanie Sarayı, muhteşem iç dekoruyla Fransisken kilisesi, Ritz ailesinin konağı ya da Cafe Korzo gibi.

Sonradan saraya dönüştürülen kale, kaleden çok şato’ya benziyor. Üstü kırmızı kiremitlerle örtülü Rönesans stili beyaz yapı bir parkın ortasında ve şehre açılır kapanır köprü ile bağlı. Avrupa’nın en eskilerinden olan Belediye binası ve klasik Viyana stilindeki Ulusal Tiyatro görülmesi gereken diğer yapılar. 17.yüzyıl tarihli Katedral eskiden Cizvit kilisesiymiş, 1957’de piskoposluk merkezi bir katedrale dönüşmüş. İç kısmı çok aydınlık ve güzel. Çevre konusuna gösterdiği özen ve yeşil alanlarıyla tanınan Varazdin, “bisiklet şehri” olarak da anılıyor.

 

 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1