New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

Dağlar, Göller,
Tüneller…

İsviçre çok çekici bir turizm ülkesi. Görülmeye değer şehirlerinin yanında, muhteşem bir doğaya sahip olan İsviçre’de gezmek de çok kolay. Çünkü karayolları hayli güvenli, demiryolları ise çok geniş bir ağ şeklinde ülkeyi sarmış durumda.

 

İsviçre, Avrupa’nın en önemli turizm merkezlerinde biri. Senede 20 milyonu aşkın yabancı turist ağırlıyor. 2010 yılında, yabancı turistler İsviçre’de 15,6 milyar İsviçre Frangı harcamışlar. Bu çok önemli bir rakam, çünkü ülkenin ihracat gelirleri arasında dördüncü sırayı oluşturuyor.

İsviçre’nin böylesine önemli bir turizm ülkesi olması elbette ki bir rastlantı değil. Batı Avrupa’nın merkezinde yer alan bu ülke, hem coğrafi açıdan büyük bir çeşitliliğe sahip, hem her köşesinde çekici kültürel zenginlikler sergiliyor, hem de ziyaretçilerine her nevi hizmeti en yüksek kalitede sunuyor. Her tarafı düzenli ve son derece bakımlı olan İsviçre’nin, dünyanın her yerinden gelen turistlerin gözdesi olması hiç de şaşırtıcı değil.

Dağlar, dağlar…

İsviçrenin dağlık bir ülke olduğunu bilmeyen yok. Dağlar genellikle ülkenin iki bölümünde yoğunlaşmış. Güneyde “İsviçre Alpleri”, Fransa sınırına yakın kesimde ise “Jura Dağları”. Bu dağların muhteşem manzaralarını çoğumuz kartpostallarda ya da takvim yapraklarında görmüşüzdür. Ülkenin en yüksek noktası, Valais kantonundaki Monte Rosa’nın “Dufour” tepesi. Bu noktanın denizden yüksekliği 4’634 m. İsviçre dağlarının bir çoğu turizm açısından bir çekim merkezi. Bu dağlarda kimileri tırmanış gerçekleştiriyor, kimileri trekking yapıyor, kimileri de sakin dağ köylerindeki küçücük otellerde dinlenmeyi tercih ediyor. Ama kış sporlarına meraklı olanların sayısı hayli fazla ve İsviçre’de çok sayıda kayak merkezi var.

Örneğin, Graubünden kantonundaki St. Moritz Avrupa’ nın en ünlü, dünyanın da en eski kayak merkezleri arasında. Nüfusu 5’600 olan bu dağ kasabasına senede 250’000 turist geliyor. Bu şirin ve lüks kayak kentinde, kayak dışındaki eğlenceler, festivaller ve yarışmalar hiç bitmediği için, yılın her mevsiminde ziyaretçiler eksik olmuyor.

Valais kantonunda ise, iki dev kayak merkezi var: Verbier ve Zermatt. Verbier’deki çeşitli kayak pistlerinin toplam uzunluğu 410 km’yi buluyor. Zermat’taki pistlerin uzunluğu ise 313 km. Kasabada elektrikli otobüsler ve taksiler hizmet görüyor. Kayak alanlarına ise dağ trenleri ve teleferikler ile ulaşabilirsiniz.

İsviçre’nin kayak merkezleri saymakla bitmez ama, biraz da Aletsch’den söz edelim. Ünlü Aletsch buzulunun bulunduğu bu merkez “İsviçrelilerin kayak yeri” olarak niteleniyor. Yabancılar burayı pek bilmiyorlarmış, bu nedenle de pistlerin tenha olması yanında, teleskilerde kuyruk olmuyormuş. Fiyatların da daha uygun olduğu söyleniyor.

Göl şehirleri

İsviçre’nin dağları gibi, gölleri de ünlü. Avrupa’nın su deposu olarak nitelendirilen ülkede, yüzölçümü 1 km’den fazla olan 55 göl var. Daha küçük göllerin sayısı ise 200’ü aşıyor. Bu göllerin hemen hepsi görülmeye değer güzellikte ve bir çoğunun kıyısında aynı güzellikte şehirler yer alıyor. Örneğin, Fransa ile paylaşılan Leman gölü kıyılarında Cenevre ve Lozan gibi önemli şehirler var. Türkiye tarihinde önemli bir yeri olan Montrö (Montreux) de Leman gölü kıyısında. İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının bugünkü statüsünü belirleyen buradaki bütün egemenlik haklarının Türkiye’ye ait olduğunu tescil eden “Montrö Boğazlar Anlaşması”nın 1936 yılında burada yapıldığını herkes bilir. Anlaşma, “Montreux Palace” otelinde imzalanmış. 1906 yılında açilmış olan bu çok şık otel, halâ hizmetini sürdürüyor.

Montrö, zarif bir sahil şehri olmasının yanında, önemli bir sanat ve müzik kenti olarak da tanınıyor. Her yıl düzenlenen bir çok kültür festivali arasında, Temmuz ayında yapılan “Montreux Caz Festivali” tüm dünyada ilgi gören bir etkinlik. Şehrin en önemli meydanı olan “Place du Marché”de ise, ünlü rock şarkıcısı Freddy Mercury’nin bir heykeli bulunuyor.

Ülkenin en büyük gölü olan Leman’ı Fransa ile paylaşan İsviçre, ikinci büyük göl olan Bodensee’yi de Almanya ve Avusturya ile paylaşıyor. Bodensee’nin bir adı da Konstanz gölü. Neuchâtel gölü ise, tamamı İsviçre’de olan en büyük göl. Almanca konuşanlar için, bu gölün adı “Neuenburgersee”. Göl kıyısındaki en büyük yerleşim merkezi, göl ile aynı adı taşıyor: Neuchâtel. Burası bir eğitim ve kültür kenti. Şehir, ünlü şatosunun yanında, sokaklarını süsleyen ve sayıları 140’ı bulan çeşmeleriyle dikkat çekiyor. Neuchâtel Üniversitesi’nde eğitim dili Fransızca. Ayrıca, 8 adet de kütüphane var. Şehir nüfusunun yaklaşık yüzde 10’u üniversite öğrencilerinden oluşuyor. İsviçre’nin ünlü yazarlarından Friedrich Dürenmatt ömrünün 30 yılını, Jöntürk’lerin ileri gelenlerinde Prens Sabahattin ise ömrünün 25 yılını burada geçirmiş.

Luzern

İtalya ile paylaşılan Lago Maggiore’nin kıyısındaki Locarno da görülmesi gereken yerlerden ama, biz Luzern’e geçelim. Luzern gölü ile aynı adı taşıyan kent, bir çokları için bir “güzellikler şehri”. Gerçekten de, berrak sularında kuğuların yüzdüğü ve evlerin pencerelerinden çiçeklerin aktığı şehir, artık bir simge olmuş “Kapellbrücke” adlı ünlü ahşap köprüsüyle çok güzel ve farklı görünüyor. İlk kez 1333 yılında inşa edilmiş olan ahşap Kapellbrücke, 1993 yılında çıkan bir yangında tahrip olmuş ama hemen onarılıp eski haline getirilmiş.

Kapellbrücke, Türkçe belgelerde “Şapel Köprüsü” olarak da geçiyor. Üstü kapalı İsviçre köprülerinin tipik bir örneği olan 204 metre uzunluğundaki köprünün tavan kirişleri bölümü, 17. yüzyılda yapılmış resimlerle süslü. Köprünün hemen yanında bir de “Su Kulesi” var. Buna “Wasserturm” deniyor. Tuğladan yapılmış olan, 43 metre yüksekliğindeki bu sekizgen yapı 19.yüzyılda inşa edilmiş ve bir ara hapishane olarak hizmet görmüş. Köprü ve su kulesi, turistlerin İsviçre’de en çok fotoğrafını çektikleri yerler arasında.

Köprünün biraz ilerisinde bulunan “Jesuitenkirche” yani “Cizvit Kilisesi”, güzel bir barok yapı örneği. 17.yüzyılda yapılmış ve içi fresklerle süslenmiş. Bahnhof caddesinden yürüdüğünüzde de, karşınıza 13.yüzyılda yapılmış “Franziskanerkirche” yani “Fransisken Kilisesi” çıkıyor. Şehrin tarihî merkezi ise “Wein Markt” olarak bilinen “Şarap Pazarı Meydanı”. Bir de doğal bir kaya parçası oyularak yapılmış “Luzern Aslanı” heykelini görmek lâzım. Fransız ihtilâli sırasında öldürülen 600’ü aşkın İsviçreli saray muhafızının anısına yapılan anıttaki aslan asil fakat mahzun ifadesiyle ünlü.

Lugano

İsviçre’nin İtalya ile paylaştığı Lugano Gölü,bir buzul gölü. Gölün İsviçre tarafındaki kıyısında yer alan Lugano şehri ise, ülkenin önemli turizm merkezlerinden sayılıyor. İtalyan kültürünün hakim olduğu şehir, çevresinin doğal güzelliklerinden de yararlanarak, cazibesini arttırmış. Lüks ve ünlü markaların mağazalarıyla dolu olan Lugano biraz pahalı bir kent, ama romantik atmosferiyle ziyaretçilerini büyülüyor.

Küçük bir şehir olan Lugano’da, tarihi değer taşıyan bir çok yapı görülebilir. Özellikle, Belediye Binası, San Lorenzo Katedrali ve “Biblioteca Cantonale” adıyla bilinen kütüphane binaları gibi. Ama, galiba turistler en çok gölde ve şehri çevreleyen yemyeşil dağlarda gezinti yapmayı seviyorlar. Şehrin yanıbaşındaki San Salvatore tepesine kablolu sistemle, Bre tepesine füniküler ile, 1’624 metre yüksekliğindeki Lema tepesine ise teleferik ile çıkılabiliyor.

Davos

Henüz 20 öncesine kadar adı pek fazla bilinmezken, son zamanlarda ünü dünyaya yayılan küçük Davos kenti de, yine çok küçük bir göl olan Davos gölü kıyılarında yer alıyor. Bu şirin dağ ve göl şehrinin hem doğal çevresi, hem de kültürel birikimleri bir hayli zengin olsa da, şöhretinin asıl kaynağı, her yıl burada düzenlenen “Dünya Ekonomik Forumu” toplantısı. Bu toplantıya, her yıl yaklaşık 100 ülkeden, 2’500 civarında üst düzey katılım oluyor. Genellikle, katılanların içinde 40 kadar Devlet ve Hükûmet Başkanı, 60 kadar Bakan, 30’dan fazla uluslararası kuruluş yöneticisi, 1’500 civarında iş adamı, 1’000 kadar şirket yöneticisi, ünlü kişiler, büyükelçiler ve basın mensupları bulunuyor. Her yıl Ocak ayının son haftasında düzenlenen toplantının amacı, 5 gün boyunca güncel dünya meselelerinin tartışılması ve toplumlar üzerinde baskı yapan konulara çözüm aranması.

Aslında bir vakıf olan “Dünya Ekonomik Forumu”, Cenevre Üniversitesi profesörlerinde Klaus Schwab tarafından, 1971 yılında kurulmuş. Davos toplantıları, bugün hem bütün dünyada saygı uyandırıyor, hem de küçük Davos kasabasına hayat veriyor.

Yollar ve tüneller

Görülüyor ki, İsviçre’nin dört bir yanı turizm açısından ilginç ve görülmeye değer. O zaman ülke içinde seyahat etmenin çok kolay olduğunu da söylemek gerekiyor. Her şeyden once, ülkedeki karayolları son derece bakımlı ve güvenli. Mesafeler de çok uzun sayılmaz. Bir kaç saatlik yolculukla ülkenin bir ucundan diğerine gidebilirsiniz. Yol boyunca görülecek manzaralar ve duraklama yerlerindeki kaliteli servisler de cabası.

İsviçre’de karayollarının toplam uzunluğu 71’000 km’yi buluyor. Bunların önemli bir bölümü “otoyol” özelliğinde. Hangi tür yolun üzerinde olursanız olun, zaman zaman köprülerden ya da tünellerden geçeceksiniz. Ülkenin dağlık ve engebeli yapısı bunu zorunlu kılıyor. İsviçre karayolları üzerinde 40 kadar tünel var. Bunlardan 6 tanesinin uzunluğu 5 km’den fazla. Ülkenin en uzun karayolu tüneli olan St. Gotthard tünelinin uzunluğu 16,4 km. Burası, dünyanın en uzun üçüncü karayolu tüneli. İsviçre’yi İtalya’ya bağlayan otoyol üzerindeki tünelin yapımı 1980 yılında tamamlanmış.

Yine İsviçre’den İtalya’ya geçişi sağlayan “Seelisberg” tüneli ise, 9 km’lik uzunluğu ile ülkenin ikinci büyük tüneli. Üçüncü sırada da 6,6 km uzunluğundaki “San Bernardino” bulunuyor. Ünlü “Grand St. Bernard” tüneli ise, 1964 yılından beri hizmette ve uzunluğu da 5,8 km.

Ama tünel deyince, İsviçre’de önce demiryolu tünellerini hatırlamak lâzım. Zaten, ülke çapında çok geniş bir ağ halinde her yeri sarmış olan demiryolları, İsviçre’yi gezmek açısından belki de en doğru seçim. Bazı yerlerde, trenle neredeyse dağ tepelerine kadar çıkılabiliyor. Ülkede 14 demiryolu tüneli var. Halen inşası devam eden “Gotthard Base Tüneli” dünyanın en uzun demiryolu tüneli olacak. Alp dağlarının altında yapılmakta olan 57 km uzunluğundaki “Gotthard Base Tüneli”nin 2016 yılında açılması bekleniyor.

 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1