New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

BÜYÜKELÇİ RAİMUND KUNZ
Türkiye’ye yakın ilgi

 

Türkiye ve İsviçre birbirlerine ticaret, kültürel etkileşim, Türkiye’deki İsviçre kaynaklı yatırımlar ve İsviçre’de yaşayan, çalışan ve eğitim gören çok sayıda Türk vatandaşının varlığıyla bağlılar. İsviçre’nin Ankara Büyükelçisi Raimund Kunz’a göre iki ülke birbirini pek çok bakımdan tamamlıyor. Daha önce ülkesinin Kahire büyükelçiliğini yapmış olan Kunz, bugünkü görevini 2009’dan bu yana sürdürüyor. Büyükelçi Kunz, DİPLOATLAS’a verdiği mülâkatta, İsviçre’nin tarafsız dış politikasında Türkiye’nin tuttuğu özel konumdan bahsediyor ve ilişkilerin derinleşmesi umudunu dile getiriyor.

 

 

DİPLOATLAS: İsviçre halâ tarafsız bir ülke mi?

RAIMUND KUNZ: Evet, İsviçre halâ kendisini tarafsız bir ülke olarak görüyor. Ancak yüzyıllar boyunca, tarafsızlığın tanımı bir hayli değişti, çünkü bu arada İsviçre’nin çevresindeki Avrupa da tamamen değişti. Tarafsızlık 17. ve 18. yüzyıllarda, ülkenin çevresinde dini karşıtlıklar varken ve 19. ve 20. yüzyıllarda milliyetçi çatışmalarla çevrili olduğumuz zaman iyi bir siyaset aracıydı. Tarafsızlık bu karşıtlıkların ve çatışmaların arasından geçit bulmamızı sağlamıştır. Bugün Avrupa Birliği ile birlikte tarafsızlığın tanımı da tamamen değişti. Avrupa’nın içinde, ekonomik açıdan Avrupa pazarıyla bütünleşmiş durumdayız.

DİPLOATLAS: İsviçre’nin dış politika öncelikleri nelerdir?

RAIMUND KUNZ: İsviçre dış politikasının birinci önceliği Komşularıyla ve AB ile ilişkileridir. İkinci sırada da, insanî meselelere, insan haklarına ve mümkün olduğunca çatışmaların çözümüne katkı sağlamak geliyor. Türkiye ile Ermenistan arasında arabuluculuk rolü üstlenmemiz bunun bir örneğidir. Üçüncü sırada ise, Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, AGİT, Dünya Bankası, İMF ve Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü gibi uluslararası kuruluşlarla olan ilişkilerimiz geliyor. Örneğin, 2014 yılında İsviçre ikinci kez AGİT başkanlığını üstlenecektir.

DİPLOATLAS: Türkiye’nin bu öncelikler arasındaki yeri nedir?

RAIMUND KUNZ: İsviçre dış politikasının bir diğer önceliği ise hızla gelişmekte olan ülkeler ve ekonomilerle özel ilişkiler kurmaktır. Türkiye bu yükselen güçlerden biridir. Dolayısıyla Brezilya, Çin, Hindistan, Rusya ve benzeri ülkelerin yanı sıra Türkiye ile de özel ilişkiler kurmak istiyoruz. Bu, siyasi açıdan düzenli temas halinde olmak, iktisadi açıdan ise bu ülkelerle ekonomik ilişkileri geliştirmek anlamına gelmektedir.

DİPLOATLAS: İsviçre ve Türkiye arasında gelişmekte olan siyasi ilişkilere örnek verebilir misiniz?

RAIMUND KUNZ: Tabii. 2008 yılında İsviçre Konfederasyonu Başkanı Pascal Couchepin Türkiye’yi ziyaret etti ve hediye olarak Lozan Anlaşması’nın imzalandığı masayı yanında getirdi. Bu iki ülke arasında iyi ilişkiler bakımından gerçek bir dönüm noktasıydı. 2010 yılında ise Cumhurbaşkanı Gül İsviçre’yi ziyaret etti. Bu Türkiye’ye ilginin artmasına yol açan ve ekonomik ilişkileri olumlu yönde etkileyen önemli bir olaydı.

DİPLOATLAS: Daha yakın zamanda da üst düzey temaslar oldu mu?

RAIMUND KUNZ: Kısa süre önce, iki ülke Dışişleri Bakanlıkları arasındaki olağan siyasi görüşmeyi tamamladık. Mart ayında, İsviçre Ekonomi Bakanı Ankara ve İstanbul’u ziyaret etti. Haziran’da eğitim ve araştırmadan sorumlu Bakan Yardımcısı Ankara’daydı. Geçen yılın ağustos ayında da, Enerji Bakanı Türkiye’yi ziyaret etmişti. Bunların dışında düzenli ekonomik toplantılar yapmaktayız. Enerji alanında da iyi bir işbirliğimiz var. Ayrıca, İsviçre Federal polisi ve Türk polisi arasında yakın işbirliği mevcut.

DİPLOATLAS: Hala aşılması gereken sorunlar var mı?

RAIMUND KUNZ: Geçtiğimiz dört yılda, özellikle de İsviçre Konfederasyonu Başkanı’nın 2008 yılındaki ziyaretinden bu yana ilişkiler çok iyi düzeyde seyretti. Bazı konular diğerlerinden daha hassas olabiliyor ve özenli görüşmeler gerektiriyor. Ancak iki ülkenin de, bütün konuları yapıcı biçimde ele almak ve çözmek için gereken yöntemleri geliştirdiğini düşünüyorum. Temelde bu olumlu ilişkileri derinleştirmek her iki ülkenin de çıkarına.

DİPLOATLAS: İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin seviyesi nedir? RAIMUND KUNZ: Türkiye’deki İsviçre yatırımlarının toplam hacmi üç milyar İsviçre frankı civarındadır. Türkiye’deki İsviçre firmaları 15’000’in üzerinde kişiye iş imkânı sağlıyor. Türkiye’ye en çok yatırım yapan İsviçre firması Nestle’dir. ABB ve Novartis de büyük yatırımcılar arasındalar. İsviçre’den Türkiye’ye yapılan ihracatın hacmi 2,1 milyar İsviçre frankı, Türkiye’den İsviçre’ye yapılan ihracatın hacmi ise 800 milyon İsviçre frankı düzeyinde. İkili ziyaretlerde hep denildiği gibi, bu sayılar iyi ama, daha da iyi olmaları mümkün.

DİPLOATLAS: İsviçre ve Türkiye arasındaki ticari ve ekonomik ilişkiler gelişmeye devam eder mi?

RAIMUND KUNZ: Diğer ülkelere baktığımda, daha fazla gelişme ve daha fazla ticaret için iyi bir potansiyele sahip olduğumuzu düşünüyorum. İsviçre sanayi sektörünün Türkiye’ye giderek daha fazla ilgi göstermekte olması iyi bir haber. Yarı kamusal bir kuruluş olan İsviçre ihracatı geliştirme teşkilatı OSEC önümüzdeki ilkbaharda İstanbul’da bir temsilcilik açacak. Bu bir işarettir. Sanayi yatırımlarının yanı sıra, turizm ve ticaret gibi hizmetlerde de büyük yatırımların yolda olduğunu düşünüyorum. Bunun bir kartopu etkisi yaratmasını ve sonunda bir çığa dönüşmesini umuyorum.

DİPLOATLAS: Karşılıklı ilişkilerin geleceği konusunda neden iyimsersiniz?

RAIMUND KUNZ: İsviçre’nin ve Türkiye’nin birbirini tamamlayan ülkeler olduğunu düşünüyorum. Türkiye büyük, İsviçre küçüktür, Türkiye denizlerle çevrili, İsviçre’nin ise denize kıyısı yok. İsviçre endüstrisi ileri teknoloji konusunda uzmanlaşmıştır, Türkiye’de ise sanayi büyük ölçekli üretim yapıyor. Türkiye İsviçre’nin teknolojisiyle ilgilenmekte, İsviçre sanayii ise, bölgesel pazarlar için de bir merkez işlevi görebilecek büyük Türk pazarına ilgi duyabilecek konumdadır. Tüm bunlar bana ilişkilerin gelecekteki seyri açısından umut veriyor. Ayrıca, işin bir de insani boyutu var...

DİPLOATLAS: Evet, İsviçre ve Türkiye halkları arasındaki doğrudan ilişkiler ne kadar yakın?

RAIMUND KUNZ: Türkiye’de, ülke çapında yayılmış yaklaşık 3’000 kişilik bir İsviçreli topluluğu var. Bunun yanı sıra, her yıl 300’000’in üzerinde İsviçreli turist Türkiye’yi ziyaret ediyor. Öte yandan, yaklaşık 100’000 Türk vatandaşı da İsviçre’de yaşıyor. 2008 yılında Avusturya ile ortaklaşa ev sahipliğini yaptığımız Avrupa futbol şampiyonasında, İsviçre millî takımında 3 Türk vatandaşı, yani çifte vatandaşlık sahibi oyuncu bulunuyordu. Ancak İsviçre’deki Türk topluluğunun ülkeye katkısı yalnızca futbol ile sınırlı değildir. Dükkânlardan ve kuaför salonlarından imalâthanelere kadar pek çok küçük işletmeyi çalıştırıyorlar. Bence İsviçreliler hem kendi ülkelerinde, hem de Türkiye’de, Türklerin dinamizminden, özgüveninden ve gençliğinden etkileniyorlar.

DİPLOATLAS: İsviçre aynı zamanda Türk öğrenciler tarafında da tercih edilen bir ülke, değil mi?

RAIMUND KUNZ: Evet, kesinlikle, özellikle de mühendislik ve hukuk alanlarında. Zürih ve Lozan politeknik üniversitelerinde mühendislik okuyan, Lozan ve Fribourg üniversitelerinde ise hukuk okuyan Türk öğrenciler var. Türkiye’de geçirdiğim zaman içerisinde İsviçre’de mühendislik veya hukuk okumuş pek çok kişiyle tanıştım. Ayrıca Türk Milli Eğitim Bakanlığı aracılığıyla lisansüstü eğitim bursları vermekteyiz.

DİPLOATLAS: İsviçre Türkiye’deki kültürel yaşama ne gibi katkılar sağlamaktadır?

RAIMUND KUNZ: Buna pek çok örnekle yanıt verebilirim. Örneğin kısa süre önce Ankara’daki Cumhuriyet dönemi mimarlığına katkı sağlamış İsviçreli mimar Ernst Arnold Egli hakkında bir kitabın tanıtımını düzenledik. Aynı zamanda, bir İsviçre projesi kapsamında oluşmuş yaklaşık yirmi kişilik bir orkestra Bilkent Üniversitesi’nde konser verdi. Bu İsviçre projesi, Kafkas ülkeleri arasındaki işbirliğini ve iyi ilişkileri desteklemeyi amaçlıyor. Şimdilik Ermenistan ile Gürcistan’ı kapsayan bu projeye ileride Türkiye’nin de katılacağını umuyorum. Benzer biçimde, İsviçre biri İstanbul’da, öbürü Ankara’da olmak üzere, Türkiye ve Ermenistan’daki insanları konu alan iki fotoğraf sergisini desteklemiştir. Bu da barış ve hoşgörü çabalarına katılım olarak görülmektedir. Bunun yanı sıra İsviçreli ve Türk mimarlar arasındaki etkileşimi de desteklemeye çalışıyoruz.

Geçtiğimiz yıl, bazı İsviçreli firmaların da işbirliğiyle, dünyaca ünlü “Festivals Strings Lucerne” orkestrasını Ankara’ya getirdik. İsviçreli tiyatro grubu “Ad- Hoc” ünlü Türk şairi Nazım Hikmet’in şiirlerinden esinlenilerek yazılmış “Sürgünden sürgüne” isimli oyunları ile Ethos sokak festivaline katıldılar. Bir tiyatro grubumuz da Antalya Tiyatro Festivaline katıldı. Bir İsviçre kültür vakfı olan “Pro Helvetia” dan sık sık destek alarak, ülkede düzenlenen müzik, film ve sanat festivallerine katkı sağlıyor, Fransız ve İtalyan dili haftaları gibi çok taraflı düzenlemelere iştirak ediyor, Goethe Enstitüleri, üniversiteler ve yerel kültür kurumlarıyla işbirliğine gidiyoruz. Burada saydıklarım yalnızca Büyükelçiliğimizin kültürel etkinlikleridir. İstanbul’daki konsolosluğumuz da, Türkiye’nin batı Akdeniz bölgesindeki kültürel faaliyetlerimizden sorumludur.

DİPLOATLAS: Kişisel bir soruyla bitirecek olursak; Türkiye’de bulunmaktan keyif aldınız mı?

RAIMUND KUNZ: Evet, hem de çok. Profesyonel açıdan çok ilginç, çok hareketli bir dört yıldı. Ülkenin doğusundan batısına, kuzeyinde güneyine hemen her bölgesini ziyaret etme şansım oldu. Yalnızca turistik bölgelerde değil, aynı zamanda Diyarbakır, Mardin, Hatay, Erzurum ve Trabzon gibi şehirlerde de çok sıcak karşılandım. Dört ay sonra emekli olacağım. Buradaki görevimin kariyerimi taçlandırdığını söyleyebilirim.

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1