New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine
New Page 1

 

BAKےNUN KALBİ
“İÇERİ ŞEHİR”
 

Azerbaycan’ın başkenti Bakû insanı şaşırtan bir şehir dokusuna sahip. Eski ile modernin yan yana olduğu kentte, bazen bir Batı Avrupa kentinde olduğunuzu, bazen de tarihî bir mekanda bulunduğunuzu düşünüyorsunuz.

 

 

 

Başkent Bakû, 2010 yılında Avrupa’nın en güzel sekizinci şehri seçilmiş. Gerçekten de, bu yemyeşil ve bakımlı şehir hem çok şık ve modern görünümü, hem de tarihi zenginliğiyle göz kamaştırıyor. 4 milyon nüfuslu Bakû’de görkemli kamu binaları ve geçen yüzyıldan kalan zarif villalar anıtsal eserlerden farksız. Cepheleri süsleyen heykel ve kabartmalardan, kemerlerden, ustalık ürünü balkonlardan, kapı bezemelerinden, sıra dışı pencerelerden ve sütunlardan etkilenmemek mümkün değil. Akşamları ise, Bakü ayrı bir güzel; bütün tarihi binalar ışıklandırılıyor. Tarihi dokusunu koruyarak gelişen bu şehirde Sovyet döneminin, birbirinin kopyası ve estetikten uzak yapıları da var. Ama şehir müthiş bir şehircilik hamlesiyle toparlanmış; özellikle de “İçeri şehir”. Yüksek binalar ve geniş caddeler şehrin modern yüzünü yansıtırken surlara çevrili bölge, yani İçeri Şehir, geçmişin ruhunu bugüne taşıyor.

Bakû’nün Kalbi

Bakû’nun Hazar denizi kıyısında, etrafı surlarla çevrili tarihi merkezine “İçeri Şehir” deniyor. Bakû, 12.yüzyılda, önce burada kurulmuş. İlk Azerbaycan devletini kuran Şirvanşah Hanedanlığı döneminde altın çağını yaşayan şehir, 19.yüzyıl başında üç bin nüfuslu bir kasaba iken, 20.yüzyıla doğru Kafkaslar’ın en büyük ve en önemli kültür ve ticaret merkezi olmuş. Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış, Azerbaycan’ın can damarına dönüşmüş. Petrol ve tuz zenginliğiyle Kafkasya’da türlü hesapların ve mücadelelerin çekim noktası olmuş. Coğrafi koşullarının yanı sıra İpek Yolu üzerindeki en önemli kavşak noktalarından birini teşkil etmiş.

Bugün Bakü’nün tarihi merkezini 12.yüzyıl surlarıyla çevrili, daracık sokakların yer aldığı “İçeri Şehir” oluşturuyor. Çoğu cumbalı, tek ya da birkaç katlı taş evler, şimdilerde restore edilip butik otellere dönüştürülüyor ama bir kısmında da mahalleli oturmaya devam ediyor. Açık hava müzesini andıran İçeri Şehir ve barındırdığı Şirvarşahlar Sarayı ile Kız Kulesi, 2000 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi‘ ne dahil edilmiş.

Şirvanşahlar Sarayı, aslında çeşitli yapılardan oluşan bir külliye. Yüksekçe bir alana kurulmuş olan sarayın yakınında bir cami, zarif bir Divanhane, Şirvanşahlar ve Seyid Yahya Bakuvi türbeleri, sarnıç, hamam gibi yapılar var. Divanhane’nin giriş kapısında, alışılmadık güzellikte yazı ve süslemeler yer alıyor; incir ve asma yaprakları hemen göze çarpıyor. Divanhane’nin adaleti sağlama amaçlı kullanıldığı, burada duruşmaların ya da infazların gerçekleştiği veya hazine işlerinin görüldüğü düşünülüyor.

Hanedan fertlerinin mezarlarının bulunduğu Şirvanşahlar türbesi ise, dört köşeli bir yapı. Ama tepesinde yıldızlarla süslenmiş, altı köşeli bir kubbesi var. Kubbenin içi eskiden mavi mine kaplı tuğlalarla döşeliymiş.

Külliyenin aşağı terasında bulunan 26 odalı hamam, ışığın içeri girebileceği deliklere sahip kubbelerle kaplı. Sıcaksoğuk su bölümleri, soyunma odaları, yeraltına döşenmiş su kanalları, rezervuarı, küçük yuvarlak havuzları ile tam donanımlı. Külliyenin güney kısmındaki, daha çok Derviş türbesi olarak anılan Seyyid Yahya Bakuvi türbesi sekizgen biçimde. Bakuvi bir sufi, bilim insanı, filozof, astronom ve matematikçi.

Şirvanşahlar Sarayı, Asya taş mimarisinin en görkemli örneklerinden. 10 yılda inşa edilen bu mükemmel mimariye, zaman içinde birçok kez bütünü bozmayan eklemeler yapılmış. Kubbeleri ve kemerleri ile gayet iyi durumda olan Saray, külliye içindeki en büyük ve en eski yapı. Giriş katındaki odalar, hizmetçiler ve yiyecek depolamak için kullanılmış.

Saray, daha sonraki dönemlerde kimi zaman kışla olarak, kimi zaman da ahır, depo ya da hastane olarak kullanılmış. Sonra, 1964’te müzeye dönüşmüş.

Küçük bir havuzu, kuyusu ve 22 metrelik tek bir minaresi olan Cami ise, külliyenin aşağı avlusunda. Bir zamanlar taştan olan şerefesi, şimdi demirden.

“Qız Qalası”

İçeri şehir’deki yapılardan en ünlüsü olan 27 metre yüksekliği olan Kız Kulesi, Bakû’nun en önemli simgesi sayılıyor. Azerbaycan lehçesinde “Qız Qalası” diye adlandırılan kule, milattan önceye ait yapıların kalıntılarının üzerine, 12.yüzyılda inşa edilmiş. Havadan bakıldığında, “Q” harfi şeklinde görünen kulenin terasından bütün Bakü’yü seyretmek mümkün. Gövdesi kireç taşından, cephesi içe meyilli yatay, siyah taş sıraları ile döşeli yapı, Bakü’nün en çarpıcı anıtlarından. Bir zamanlar Hazar dalgaları dibine dek ulaşırmış. Masallardan çıkmış gibi deniz kıyısında yükselen ve geceleri ışıl ışıl olan Kule için birçok opera ve bale sergilenmiş, şiirler yazılmış.

Kız kulesiyle ilgili pek çok efsane anlatılıyor. Ama, kulenin bir gözlem evi olduğunu ya da savunma amaçlı inşa edildiğini düşünenler çoğunlukta. Kesin olarak bilinen ise, 18. ve 19.yüzyıllarda deniz feneri olarak kullanıldığı. Ama Bakü sürekli büyüdüğü ve fenerin ışıkları şehir ışıklarıyla karıştığı için, fener Nargin Adasına taşınmış.

Geleneksel Azeri müziği dinlemek için İçeri Şehir’e uğramak gerekiyor. Hediyelik eşya dükkânlarının çoğu da burada. Ayrıca, burası antika meraklıları ve koleksiyoncular için de bir cennet. Sokak tezgâhlarında, yaşlıların evlerinden getirdikleri eski Sovyet madalyaları, nişanları ve paralarını ucuz fiyatlara satın almak çok mümkün.

Sahil şeridi

İçeri Şehir’in doğusunda, surların hemen dışında, Hazar Denizi’ne bitişik sahil şeridi yer alıyor. Bugün, burası çok şık, çok keyif verici bir bölge. Hazar sahili boyunca restoranlar, cafe’ler ve yepyeni alışveriş merkezleri uzanıyor. İster plaj keyfi, isterseniz nefis bir manzara eşliğinde yürüyüş keyfi yapabilirsiniz. Kilometrelerce uzanan sahil bulvarı insanın içini açıyor. 150–200 metre genişlikte park ve dinlenme alanı olarak düzenlenmiş sahil boyunca, özellikle akşamüstü ve hafta sonları şehrin ışıltılı devinimini izlemek gerçekten çok hoş. Ferah caddeler, açık alan heykelleri, havuz-lamba-bank gibi ayrıntılar göz okşayıcı.

Aslında, eskiden, İçeri Şehir’in dış kale surları deniz kıyısı boyunca uzanıyormuş. Bu dış surlar, 1800’lü yıllarda şehri denizden ayıran ve “havanın serbest dolaşımını engelleyen yararsız bir yapı” olarak nitelendirilip yıkılmış. Sahil şeridi de taş dolguyla doldurularak genişletilmiş. Genişleyen araziye kısa sürede zarif binalar inşa edilince, güzel bir sahil şeridi ortaya çıkmış. 1900’lerin ilk yarısında, bu bölge şehrin incisi sayılıyormuş. Sahilde yapılan bu düzenlemelerin öncüsü, ünlü Azerbaycanlı mimar Kasım Bey Hacıbabayev sahil şeridindeki bir çok yapıyı ve fıskiyeleri tasarlayan ve inşa eden kişi. Bugün bile saygı ile anılıyor.

1900 yılında, sahil şeridinin ağaçlandırılmasına karar verilmiş ve uygulama başlatılmış. İki tarafı ağaçlı olan bulvar o günlerin eseri. 1936 yılında, 70 metre yüksekliğinde bir de Paraşüt Kulesi inşa edilmiş. Kule halâ yerinde duruyor ama 1950’den beri kullanılmıyor. Bakû Sahil Şeridi, 1998 yılında, Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in kararnamesiyle Millî Park ilân edilmiş. 1990’larda, Hazar Denizi’nin seviyesinin ani yükselişi nedeniyle hasar gören “Yat Kulübü” binası, bugün yeniden yapılmış bulunuyor. “Azneft” meydanında ise çok iyi tasarlanmış bir fıskiye sistemi yapılmış. “Hükûmet Evi”nin karşısında kurulan bir diğer fıskiye sisteminin ise dünyada benzerinin olmadığı söyleniyor.

Bugünkü adı “Bakû Bulvarı” olan sahil yolu, Bakû’lülerin ailece dinlendikleri, dostlarıyla buluştukları huzurlu bir yer ve yenilenmiş ruhuyla başkentlilerin gurur kaynağı.

 

 
 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1