New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

Her Mevsimde İlkbaharın Renkleri : Başkent Cezayir

 
Cezayir'in başkenti olan 3 milyon nüfuslu Cezayir şehri, aynı zamanda Afrika'nın da en büyük kentlerinden biri. Cezayir, arapçada “Adalar” anlamına geliyor. Bir zamanlar, kentin hemen önünde bulunan küçük adacıklar nedeniyle, bu güzel sahil şehrinin böyle adlandırılmış olduğu söyleniyor. Ama artık bu adacıklar yok. Çünkü, 16. yüzyılda, ünlü Türk denizcisi Barbaros Hayrettin, güvenli bir liman oluşturmak amacıyla bunları bir mendirek biçiminde birbirleriyle ve karayla birleştirmiş. Kartacalılar tarafından kurulan kent, 16. ve 19. yüzyıllar arasında, Oruç Reis ve Barbaros Hayrettin ile başlayan bir dönemde, yaklaşık 300 yıl kadar Osmanlı yönetiminde kalmış.
 
 
19. yüzyılda Fransa'nın hâkimiyetine geçen bu güzel Akdeniz kentinin sahil şeridindeki işlek caddelerinde, Fransız mimari anlayışında yapılmış binaların ağırlıkta olduğu görülüyor. Evler beyaz, pencereleri mavi. Bu yüzden “Beyaz Şehir” dense de aslında Cezayir yemyeşil bir yer. Daracık arka sokaklar meydanlara açılıyor ve bir labirentten farkları yok. Fransız dönemi eserlerine Mağrip evleri, sarayları ve Osmanlı kültürü eşlik ediyor.
 
Bir yanda martı sesleri, bir yanda dalgalar, sirenler.. Bütün şehri kaplayan baharat kokusuna eşlik eden deniz kokusu.. Arapça ve Fransızca olmak üzere iki dilli, çok kültürlü, kıpır kıpır bir şehir; Afrika, Arap, Akdeniz karışımı. Fransızlar, “Mağrip ülkesinin Marsilyası” diyorlar Cezayir'e. Şehrin kalbi, UNESCO tarafından Dünya Miras Listesine de kaydedilen Kasbah bölgesi. Burası, Barbaros Hayrettin zamanında tepede kurulmuş bir mahalle. Kasbah'da görülmesi gereken yapılar, halen restorasyon çalışmaları süren Hasan Paşa (Dayı) Sarayı, Cezayir'in en eski camii olan görkemli Cami El Kebir'in (Ulu Cami) kalıntıları, 17. yüzyılda inşa edilen ve içi Cami El Kebir'e benzetilen Cami El Cedid (Yeni Cami). Bu iki cami arasında eskiden Kahveler Mahallesi denilen bir bölge var. El Kebir'den El Cedid'e uzanan yoldan Saida Camii'ne ve Ketchaoua Camii'ne ulaşılıyor. Fas ve Bizans mimarisini yansıtan, mermer kolonlu Ketchaoua'nın ilginçliği, bir caminin yıkıntıları üzerine yapılan Aziz Philip Katedrali'nden tekrar Cami'ye dönüştürülmüş olması. Sütunların ilk camiden, yani 1600'lerden kalma olduğu söyleniyor.
 
 
Sekizgen biçimiyle dikkat çeken Safir Camii ise bölgedeki ilk Türk camii. 1791'de Hasan Paşa tarafından restore ettirilmiş. Şehir 19. yüzyıla kadar bugün de kimi parçaları ayakta kalmış bulunan surlarla çevriliymiş.
 
1954-1962 yılları arasında Fransızlara karşı verilen kurtuluş savaşında 1,5 milyon Cezayirli hayatını kaybetmiş. Şehitler anısına, 1987 yılında “Makam-ı Şehid” anıtı yapılmış. 100 metre yüksekliğindeki anıt şehrin her yerinden görülüyor.
 
Fransızların, bu topraklara geldiklerinde ilk yaptıkları kilise Bizans ve Fransız mimari izlerini taşıyan Notre Dame d'Afrique olmuş. Günümüzde Afrika'ya yardım ve eğitim gönüllülerini barındırıyor. Z'ghra mahallesindeki bu bazilikaya teleferikle çıkılıyor.
 
Bu arada Fransız sömürge döneminde, Cezayir'in Osmanlı izleri hemen hemen silinmiş. Osmanlılar 1830'da çekilirken 176 cami varmış şehirde. Çok değil 30 yıl sonra bu sayı 48'e inmiş. Bazı semtlerde Osmanlı döneminden kalma avlulu, havuzlu, revaklı, cumbalı, içinde İznik çinili hamamları olan, eski Türkçe veya Arapça yazılarla bezeli Endülüs sütunlu evler de var.
 
Ve Hamma.. Kültür Sarayı, Doğa Müzesi ve bahçeleriyle özellikle Kasbah'ın dar sokaklarından sonra ferah, göz okşayıcı bir bölge. Bab El Oued mahallesi ise 1962 öncesinde Avrupalıların yaşadığı son derece şık ve zarif bir yermiş. “Marche Triolet” ve “Trois Horloges” Meydanı ile ünlü.
 
Şehrin ziyaret edilmesi gereken diğer noktaları ise, Antikite (Eski Eserler) müzesi, es- ki bir Türk konağı olan heykel ve mozaik ağırlıklı Bardo müzesi, bir renk cümbüşü olan Tropikal park ve insanı Ortaçağa götüren “Amirauté” limanı.
 
Cezayir, kitle turizminin baskın olduğu bir şehir değil. Sakin tatil geçirmek isteyenlerin yeri. Zaten otel sayısı da çok fazla değil. Ama en kendi halinde oteller bile sürprizlerle
dolu. Örneğin El Cezayir oteli: Arap mimari anlayışı ile yapılmış küçük bir saraymış eskiden. 1889 yılında St.George adıyla otele çevrilmiş. Dönemin dünya sosyetesinin buluşma yeri olmuş. Kimleri ağırlamamış ki.. Baron Rothschild, Andre Gide, Winston Churchill, Montgomery, Eisenhower, Simone de Beauvoir, Edith Piaf..
 
Şehir merkezinin yanı sıra “1. Mai”, “El Mourad”, “Hydra” en güzel semtler. Didane Mourad Caddesi, Haliç Center ve Bazar alışveriş yapılabilecek yerler. Klasik Cezayir yemekleri yapan lokantaların en meşhurları ise “Cenina”, “Fantasia”, “Carthage”, “Le Dauphin” ve “Casa Mia”. deniz ürünleri çok revaçta.
 
Cezayir'de Arapça yada Fransızca bilmeyen biri oldukça zorlanıyor. Müzelerde dahi İngilizce bilgilere ulaşmak mümkün değil. Ama ne olursa olsun, her mevsimde ilkbahar renklerini taşıyan bu ışıl ışıl kenti gezip görmek gerekiyor.

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1