New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine
New Page 1

 

TUNA NEHRİNİN KRALİÇESİ
BUDAPEŞTE

 

Macaristan’ın başkenti Budapeşte, Tuna nehrinin iki kıyısına yayılan konumu, zengin tarihî geçmişi, mükemmel kentsel dokusu ve canlı yaşam tarzıyla Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biri.

 

 

Parkları, kaplıcaları, hamamları, müzeleri, konser salonları, sanat galerileri ve derin müzik kültürü ile Avrupa’nın en çekici başkentlerinden olan Budapeşte’nin 2000 yıl öncesine kadar giden zengin bir tarihî geçmişi var. Şehir, Tuna nehrinin sağ yakasında yer alan Buda ve Obuda isimli iki yerleşim alanı ile sol kıyıdaki Peşte’nin birleşmesiyle oluşmuş.

Önce, 1.yüzyılda Kelt kavimleri gelmiş buraya. Ardından, Roma İmparatorluğu, bugünkü Obuda’nın olduğu yerde “Aquincum” isimli bir kaplıca şehri kurmuş. Bir dönem bölgedeki en büyük şehir olan Aquincum’un kalıntıları bugün de gezilebiliyor.

Macarlar ise, 9.yüzyılda gelmişler ve çok gecikmeden, 10.yüzyılda Macar Krallığı’nı kurmuşlar. Üç şehrin birleşmesiyle meydana gelen Budapeşte, 1873 yılında başkent ilân edilmiş.

Buda

Budapeşte’yi oluşturan 3 kentten biri olan Obuda, aslında şehrin ilk yerleşim merkeziyken, zamanla güneye kaymış ve Buda ile birleşmiş. Buda, Tuna’nın sağ kıyısındaki alçak tepeler üzerinde yer alıyor ve Buda Kalesi çevresinde uzanıyor. Ünlü “Balıkçılar Tabyası”, “Matyas Kilisesi” ve “Gül Baba Türbesi” burada. 1526 yılındaki Mohaç savaşının ardından şehir Osmanlı topraklarına katıldığında, Osmanlılar burayı “Budin” olarak adlandırmışlar ve bu şiir gibi kente çoğu zaman “Nazlı Budin” demişler. “Gül Baba Türbesi” de 160 yıllık Osmanlı döneminden bu günlere kalan ve Macarlar tarafından da özenle korunan bir hatıra. Şehrin en seçkin semtlerinden Rozsadomb’ta, yani “Gül Tepesi”ndeki Türbe bugün bir açık hava müzesine dönüştürülmüş bulunuyor. Gül Baba bir Bektaşi dervişiymiş ve kavuğuna gül taktığı için bu lâkapla anılırmış.

Öte yandan, Macarların “Kahraman Düşman” diye nitelediği, son Budin Beylerbeyi Abdurrahman Abdi Paşa’nın mezar taşı da burada, tam şehit düştüğü yere dikilmiş bulunuyor.

Buda ve Obuda sokaklarında gezerken kendinizi bir sanat galerisinde ya da eski çağlarda hissediyorsunuz. Örneğin, Obuda’da çağdaş heykeltraş Imre Varga’nın yarattığı bir sokak güzelliği dikkat çekiyor: Sokakta yürüyen şemsiyeli kadın heykelleri sanki canlı gibi. Zarif, sempatik, renkli boyalı evler de geçmişe götürüyor insanı. Enfes bir manzaraya sahip Buda Kalesi’nin bir adı da Kraliyet Sarayı. Yapının kökleri 13. yüzyıla uzansa da bugünkü hali orijinalinden hayli farklı. Görkemli saray, UNESCO Dünya Mirası listesinde.

Defalarca inşa edilen, neogotik tarzdaki Matyas Kilisesi ise çok renkli çatısı, yüksek ve göz alıcı çan kulesiyle çok uzaklardan bile farkediliyor. Kralların taç giydiği Matyas Kilisesi, bir dönem Osmanlılar tarafından camiye çevrilmiş. Buda’ya girdiği gün Kanuni, şükür namazını burada kılmış. Kilisenin önündeki Balıkçılar Tabyası ise, eskiden balık pazarının kurulduğu yerde. İhtişamlı merdivenleri ve konik külâhlı kaleleri çok çarpıcı. Tuna nehrinin ve Peşte’nin en güzel manzaralarını buradan görebilirsiniz.

Peşte

Buda’nın tepeler üzerinde olmasına karşın, nehrin karşı kıyısındaki Peşte düz bir alanda. Burası hem canlı kent yaşamının, hem de iş hayatının merkezi. Büyük bankalar, yabancı şirketlerin ofisleri, en güzel mağazalar, kalabalık semtler, kültür ve sanat dünyasının en çekici etkinlikleri hep Peşte’de.

Peşte deyince, hatta Budapeşte deyince, Andrassy Bulvarı’ndan söz etmemek olmaz. Bu çok ünlü ve gösterişli bulvar, şık binaları, meydanları, heykelleri, müzeleri, kafeleri, restoranları ve lüks butikleriyle son derece hareketli bir yer ve UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alıyor. Göz kamaştıran Macar Devlet Operası binası da uzunluğu 2,3 km olan bu geniş ve zarif bulvarın üzerinde. Macar Devlet Operası, Milano’daki “La Scala” ve Paris’teki “Opera Garnier” ile birlikte Avrupa’nın akustik açıdan en iyi üç operasından biri. Barok unsurlar katılarak neo- Rönesans tarzda tasarlanan, 1261 seyirci kapasiteli bina dünyanın mimari şaheserlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Andrassy Bulvarının sonunda geniş bir anıtsal meydan var. Burası “Hösök Tere”, yani “Kahramanlar Meydanı”. 20.yüzyılın pek çok önemli toplantı ve gösterisine tanıklık etmiş olan meydan UNESCO Dünya Mirası listesinde. Hösök Tere, Macarların bölgeye yerleşmesinin bininci yılı anısına yapılan Millenyum Anıtı çevresinde şekilleniyor. Millenyum anıtı, Macar tarihinin önemli şahsiyetlerinin heykellerinin yer aldığı, sütunlu yarım daire biçimindeki iki arktan ve tepesinde bronzdan kanatlı Cebrail figürünün bulunduğu 45 metrelik bir sütundan oluşuyor.

Hősök Tere’nin arkasındaki Varosliget parkı, ayrıcalıklı bir hoş zaman geçirme yeri. Szechenyi kaplıcaları ve muhteşem Vajdahunyad şatosu da burada.

Budapeşte’nin en canlı alışveriş merkezi olan Belvaros semti, Tuna nehri kıyısından başlıyor. Turistlerin en yoğun olduğu Belvaros’ta, ilk hristiyan Macar Kralının adını taşıyan “Aziz İstvan Bazilikası” nı gözden kaçırmamak gerek. Kubbeli neo-klasik tarzı ve 96 metrelik yüksekliğiyle, burası Budapeşte’nin en yüksek iki binasından biri. Aynı anda 8500 kişinin ibadet edebildiği yapı ülkenin en büyük çanına da ev sahipliği yapıyor.

Nehir kıyısındaki en görkemli yapı olan “Parlamento” binası da ülkenin en önde gelen sembollerinden sayılıyor. Londra Parlamentosundan esinlenerek yapılan, neo-gotik ve barok unsurlar taşıyan bina, görkemli bir kubbenin iki yanında yer alan simetrik kanatlardan oluşuyor. 300 heykelin süslediği yapının, kule ve kemerleriyle göz kamaştıran dış cephesinde taş işçiliğinin en güzel örnekleri sergilenmiş. Süslemeler için 40 kilo altın ve yarım milyon değerli taş kullanılmış, yapımında bin kişi çalışmış. Macaristan’ın ilk merkezi ısıtma sistemi de burada kullanılmış. Almanya ve İngiltere’den sonra Avrupa’nın üçüncü büyük parlamentosu olan binanın kubbesi 96 metre yüksekliğinde.

Ada ve köprüler

Tuna, Budapeşte’de 28 km’lik bir parkura sahip. Tam ortadaki ormanlık Margaret Adası, en güzel ve yeşil bölgelerden. Motorlu araç trafiğine kapalı olan ada, romantik yürüyüş yollarıyla şehrin keşmekeşinden kaçmak için ideal.

Budapeşte’nin iki yakasını birbirine bağlayan 11 köprü var. Margaret Köprüsü ilginç tasarımıyla dikkati çekiyor çünkü düz değil! Bir ayağı Margaret adasında olan köprü V harfi gibi tasarlanmış. Ama, köprüler içinde en ihtişamlı ve güzel olanı hiç kuşkusuz “Zincirli Köprü”. Şehrin ilk köprüsü olan yapı II.Dünya savaşında yıkılmış ama onarılıp yeniden kullanıma açılmış. İki başında da her bir ayağın üzerinde aslan heykelleri var.

Kaplıcalar şehri

Budapeşte, termal kaplıcaların bol olduğu bir kent. Romalılar zamanındaki Aquincum kentinde 18 kaplıca varmış. Osmanlılar da şehri işgal ettiklerinde sekiz hamam inşa etmişler. Bugün bile faal durumda olan bu hamamlardan “Rudas” ve “Kirali” hamamları en popüler olanlar. Rudas’ın su ısısı 42 derece. Kirali ise “Kral Hamamı” anlamına geliyor. Bir de, restorasyonu yeni tamamlanan “Veli Bey Hamamı” var.

Bugün, Budapeşte önemli bir kaplıca ve spa merkezi. Şehirde 8 adet tıbbî kaplıca var. Avrupa’nın en büyük spa merkezi olan Szechenyi yanında Gellert ve Lukacs kaplıcaları da çok popüler.

Diğer çekici noktalar

Budapeşte’nin her köşesi heykel dolu. Heykeller sadece meydanları değil, parkları, evlerin ön yüzlerini ve köprüleri de süslüyor. Bazıları akıldan çıkacak gibi değil. Örneğin, II.Dünya Savaşı sırasında kurşuna dizilip nehre atılan Yahudilerin anısına yapılan ayakkabı heykelleri nehir kıyısında sıralanıyor; içiniz burkuluyor. Bir başka ilginç güzellik ise Pal Sokağı Çocukları’nın heykelleri. Büyük sinagogun, II. Dünya savaşında açlık ve soğuktan ölen yahudilerin gömüldüğü avlusundaki Macar Yahudi Şehitleri Anıtı ise salkım söğüt şeklinde. Imre Varga imzalı anıtın her bir yaprağında Nazi kurbanlarının isimleri bulunuyor.

Son yıllarda Budapeşte’nin en gözde eğlence mekânları ise, “Harabe Bar”lar. Macarca’da “Romkocsma” denilen bu barlar, yıkık dökük, genellikle komünist dönemden kalma binaların çok da fazla restore edilmeden bar ya da konser salonuna dönüştürülmesiyle ortaya çıkmış. Turistler için “Ruin Pubs” da denilen bu barların en yoğun oldukları bölge Erzsebetvaros mahallesi.

Budapeşte metrosundan bahsetmeden de geçmeyelim. Londra metrosu ve Beyoğlu’ndaki Tünel’den sonra dünyanın en eski üçüncü metrosu olan Budapeşte metrosu UNESCO Dünya Mirası listesinde ve 1896 yılından beri hizmet veriyor.

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1