New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

MUHTEŞEM BİR MİMARi
HAVANA

 
Bugün yaklaşık 2 milyon nüfuslu olan Havana, 1607’de başkent olmuş. Bir yanda, İspanyol senyörlerinin sömürge döneminden bıraktıkları, pastel renkli, barok, rokoko ve neo-klasik tarzda görkemli saraylar ve tropikal villalar; bir yanda inanılmaz sevimlilikte, rengarenk pancurlu, vitraylı, avlulu, kemerli evler; ve bazen de, harabeye dönmüş, yıkılmak üzere olan ama hala içinde yaşanılan konutlar..
 
Koloni aristokratlarının eski saraylarına bugün yoksul aileler yerleşmiş. Bakım için gerekli imkanlara sahip değiller, ama bu, mimarinin muhteşemli- ğini gizlemeye yetmiyor. Zaten turizme yapılan ciddi yatırımlarla onarım çalışmaları da başlamış. Zıtlı klarla dolu bu şehir, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde. Kültür-sanat alanında oldukça aktif olan kentte, çok sayıda müze ve tiyatro var. Eğlence dünyası son derece hareketli. Bir çok renkli ve çekici alternatif mevcut. Sokaklarda, cafe’lerde, lokantalarda, barlarda ve tabii dans kulüplerinde salsa şovları ya da caz dinletileriyle keyfin doru- ğuna çıkılıyor. Havana müzik cenneti gibi bir yer. Her an karşınıza bir müzik grubu ya da dans gösterisi çı- kabilir. Dans etmek için gidilen barların adı ise, “Casa da la Musica”.
 
Sıcak Noktalar Havana'nın eski çekirdeğini oluşturan bölgenin, yani Habana Vieja’nı n merkezinde, şehrin en eski meydanı, Armas bulunuyor: Burası, dört yüzyıldır Küba iktidarının politik kalbi. Geniş meydanı çevreleyen sarayların görkemli, barok tarzındaki kemerli cephelerini palmiyelerin gölgesinde seyrederek yorgunluk atmak ve serinlemek için ideal bir yer. Tam ortadaki bahçede, sömürgeciliğe karşı savaşın önderlerinden Carlos Manuel de Cespedes’in heykeli var. Hafta boyunca kurulu eski kitap tezgahlarında dünyanı n bütün antikacı ve koleksiyoncuları nın ilgisini çeken nadir eserler bulmak mümkün.
 
Turistlerin en yoğun olduğu yer ise, San Cristobal katedrali, meydanı ve çevresi. Bir katedral olarak küçük ama sömürge döneminin en gösterişli yapısı. 30 yıl süren yapımı 1777’de bitmiş. İnşaata önce Cizvit papazları başlamış, sonra Küba İngilizlerin eline geçince bırakıp gitmişler adadan. İki asimetrik kulesinden birinde iki çan var. Biri Matanzas’da yapılmış, diğeri bu katedral için İspanya’dan getirilmiş. Rivayete göre Christophe Colomb’un cesedinden geriye kalanlar uzun süre burada muhafaza edilmiş. İspanyol sömürgeciliği dönemi sona erince de İspanya’ya götürülmüş.
 
El Capitolio binası, beyaz mermerleriyle Washington'daki Beyaz Saray’a çok benziyor. Devrim öncesi hükümet binasıymış, bugün Küba Bilimler Akademisi. 1929 yılında inşasına başlanmış. Devrim meydanı ndaki Jose Marti heykelinden sonra şehrin ikinci yüksek yapısı. Merdiven kenarlarında bronz heykeller var. Ana giriş kapısı 16 metre yüksekliğinde ve 12 granit kolonla destekli. 92 metre yüksekliğinde, 32 metre çapındaki kubbe 22 ayar altın varaklarla kaplı. Bina bugün, kongre ve sergi merkezi olarak da hizmet veriyor.
 
Ülkenin en eski askeri yapısı olan Real Fuerza fiatosu’nun (1558) “Umut kulesi” adıyla bilinen batı kulesi üzerinde, Küba’nın en eski bronz heykeli yer alıyor. Bu bir kadı n: Giraldilla. fiehrin sembolü olan bu heykelin orijinali Ciudad müzesinde. Giraldilla, Küba valisi olan eşinin yokluğunda (1500’lü yılların ortaları), dört yıl bu görevi üstlenmiş. Küba’nın ilk ve tek kadın yöneticisi. Rivayete göre her gün kocası nın dönüşünü bu kulede beklermiş.
 
Morro Kalesi: fiehri savunmak ve liman girişini korumak üzere 1589’da yeniden yapımına İspanyollar tarafından başlanmış. Havana koyunu kontrol ediyor. Duvarlar 3 metre kalınlığında. Sonradan deniz feneri de eklenmiş. Kalede 12 adet top var. O zamanlar, şehir kapısının kapandığını ve koy girişindeki kalın zincirin yükseltildiğini duyurmak için her akşam saat 21.00’de top atışları yapılırmış. Amaç, karanlıkta Havana koyuna korsanların girişini önlemek. Morro kalesi 1986’dan beri denizcilik müzesi ve her sene yapılan Havana Uluslararası Kitap Fuarının mekanı. Kale içinde iki küçük müze daha var. Biri korsan müzesi, diğeri de kalenin tarihini anlatı yor. Jose Marti burada tutuklu kalmış. Che Guevara da devrimden sonra buraya yerleşmiş.
 
Havana’nın Müzeleri
 
Şehir müzesi (Museo de la Ciudad): 400 yıllık sömürge tarihini anlatıyor. Bina, Küba barok mimarisinin başyapı tı. Aslında burası, aralarında hiç boşluk olmayan bir binalar topluluğ u. İnşaatına 1776’da başlanmı ş. Kumandanlar sarayı olarak yapı lan bu bina, önce İspanyol, sonra da Amerikalı yöneticilerin mekanı olmuş. Küba devlet başkanları da 1920’ye kadar burada ikamet ettikten sonra, El Capitolio’ya taşınmışlar. Bugün, bianın bir bölümü de Havana belediyesi olarak kullanılı- yor. Tropik bitkili güzel bir avlusu var.
 
Devrim Müzesi: Bağımsızlık ve egemenlik için sonsuza kadar savaşan bir ulus ve ülke anlayışıyla kurgulanmı ş. En gösterişli obje Fidel Castro, Che Guevara ve 80 gerillanı n, 1956’da Meksika’dan Küba’ya gelmek için kullandıkları, 18 metrelik Granma adlı yat. Müzenin dı- şında, Castro’nun 1961’ de Domuzlar Körfezi çıkartması sırasında kullandığı Stalin SAU 100 tankı, 1957’de Başkanlık Sarayına düzenlenen saldırıda kullanılmış olan delik deşik bir kamyon ve düşürülmüş bir Amerikan U2 casus uçağının enkazı gibi nesneler var. Müze binası, eski Başkanlık Sarayı. Moncada kışlası bozgunundan kanlı üniformalar, Castro’nun yargılanma döneminde giydiği siyah palto, Batista işkencelerine maruz kalmış kurbanları n siyah-beyaz fotoğraşarı, Ronald Reagan-Georges Bush karikatürleri gibi detaylar da var.
 
Otomobil müzesi: Bu müze, Küba’da, her yerde insanın karşısına çıkan eski arabaların kaynağını daha iyi anlamayı sağlıyor. 30, 40 ve 50’li yıllardan kalma Buick, Packard, Chevrolet, Chrysler, Studebaker, Ford arabalar, Amerikan ambargosundan önce ithal edilmiş.. Rengarenkler, kocamanlar, ve zaten binlercesi sokaklarda, çalışır durumda. Sonuçta bu arabalar, Küba tarihinin bir parçası ve koleksiyoncuları n gözdesi. Tamirleri ise başlı başına bir beceri işi.
 
Havana’nın ilk manastırı Santa Clara d'Assise 1600’lerde açılmış, zamanla genişlemiş. Daracık sokakları, evleri, çok ince ahşap işçiliği ürünü çatıları ile hoş bir yer. 1922’de din adamları buradan gitmişler. Bir dönem Çalışma Bakanlı- ğını barındıran manastır, şimdi de Ulusal Koruma, Restorasyon ve Müzecilik Merkezi.
 
San Francisco Bazilikası: Kilise ve manastırdan oluşan bu yapı, şehrin en yüksek çan kulesine sahip. Kilise 1600’lerin hemen başında yapılmış, 18.yy başında da çok sade bir barok stille yeniden inşa edilmiş. Artık dini bir yer değil, konser salonu. Akustiği mükemmel. Manastır bugün Dini Sanatlar müzesi.
 
Diğer binalar ise önce sebze ambarı, sonra da antika deposu olarak kullanılmış. San Francisco meydanı ise 17-18. yüzyılın harikulade yapıları ile eski şehrin en tipik köşelerinden.
 
Gezinti Yerleri
 
Calle Obispo (Obispo sokağı), şehrin tarihi merkezindeki en önemli sokak. Yaya bölgesi. Gece gündüz capcanlı. Bölgede çok sayıda park, gezinti alanı ve buna benzer sokaklar var. Büyük Tiyatro, Latin Amerika’nın en eski tiyatrosu. fiehrin batısındaki Vedado ise en huzurlu, en modern mahalle. Kültürel kuruluşlar, restoranlar, barlar, belli başlı oteller, bakanlıklar ve ticari aktivitenin önemli bölümü burada. Merkezin çalkantısından uzakta, sakin bir yer.
 
Malecon, Atlas Okyanusu kıyısınca uzanan geniş bir şerit; şehrin kalbinin attığı yer. Kübalıların sıcaklı- ğını hissetmek için, dalgaların, güneşlenenlerin, denize giren çocukları n ve balıkçıların eşliğinde, özellikle de geceleri ideal bir yürüyüş parkuru. fiehrin hem ana arteri ve hem de karnavalların yapıldığı yer. Yol kenarında sıralanan evler eskiden gösterişliymiş ama artık restore edilmeyi ya da yıkılmayı bekliyorlar. fiehir merkezinde denize girilmiyor. Doğuya doğru uzanan plajlar var: Bacuranao, Boca Ciega, Guanabo, Megano, Santa Maria.. Dalmayı ya da yelkeni sevenlerin favorisi ise Hemingway marinası. Yine bu bölgedeki küçük balıkçı köyü Cojimar, Ernest Hemningway’in “İhtiyar Adam ve Deniz” adlı eseri sayesinde hayli popüler.
 
 
Ernest Hemingway Havana deyince Amerikalı ünlü yazar Hemingway‘den bahsetmemek olmaz. Yaklaşık 30 yıllık bir Küba dönemi var yazarın. Sürekli gittiği, yazılarını kaleme aldığı ve duvarları nda hatıralar bıraktığı cafeler, barlar, kaldığı otel ve evi, görülmesi gereken yerler listesinde. Lobisini fotoğ raşarının süslediği eski Havana’daki Ambos Mundos oteli gibi. Ya da Bodeguita del Medio ve Şoridita barları. Bodeguita del Medio salaş, gösterişsiz bir mekan, eskiden bakkal dükkanıymış. fiimdi ise dünyanın dört yanından gelen turistlerin uğrak yeri. Günde yaklaşık bin müşterinin geldiği yönünde bir söylenti var. Efsaneye göre Hemingway’in meşhur “Daiquiri” kokteylini mekanı n sahibiyle birlikte keşfettiği Şoridita barında, yazarın kendine özel bir yeri varmış, kimse oraya oturmazmış. Burası Bodeguita del Medio kadar turist akınına uğramıyor. Yazar, Küba kokteyllerinin dünyaca tanınmasında çok etkili olmuş, birçok yemeğe de adını vermiş.
 
Aşkları ve ilginç hayatı ile Havana’ya damgasını vuran Hemingway’in San Francisco de Paula tepelerindeki evi Finca Vigia, bugün müze. Yemyeşil bir ortamda, İspanyol tarzı, beyaz boyalı, geniş bahçeli, yüzme havuzlu bir ev. Gary Cooper, Errol Şynn, Ava Gardner gibi isimleri konuk eden bu mekan, aynı zamanda Hemingway’in 2. Dünya Savaşı sırasında kurduğu gizli antifaşist örgütün de genel merkezi olmuş.
 
Yazar, 1954 yılında kazandığı Nobel ödülünü Kübalılara hediye etmiş. Çok sevdiği bu ülkeyi anlattığı kitabını ise bitirememiş, eser ölümünden sonra basılmış. Kübalı yazar Enrique Cirules'in, Hemingway'in Küba günlerini anlatan kitabı da, bu konuyla ilgilenenler için hayli sürükleyici bir çalışma.

 

 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1