New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

TARİHİ MİRASINA SADIK, MODERN BİR BAŞKENT ZAGREB

 

“Hırvatistan’ın başkenti Zagreb, hem Orta Avrupa, hem de Akdeniz özellikleri taşıyor. Tarihi bir atmosferle çağdaş yaşamın iç içe olduğu kent, aynı zamanda bir kültür, sanat ve eğlence merkezi.”

 

Zagreb’in tarihi 1000’li yıllarla başlıyor. Kent, karşı karşıya iki tepe üzerinde yer alan Kaptol ve Gradec kasabalarının birleşmesi ile oluşmuş. Adriyatik denizine 170 km uzaklıkta bulunan Zagreb, tarihi boyunca Adriyatik Denizi’nden Orta Avrupa’ya uzanan bir bağlantı noktası olmuş. Bir dönem Batı Avrupa’dan İstanbul’a doğru yol alan Şark Ekspresi’nin yolcuları, Zagreb’te mola verirmiş. Maksimir parkında gezinti yapılır, Esplanade otelinde akşam yemeği yenilir, dans edilirmiş.
 
17. yüzyılda, kentin Barok tarzda yenilenmesi sırasında, eski ahşap evler yıkılmış, saraylar, kiliseler, manastırlar orijinaline sadık kalınarak elden geçirilmiş. Çok sayıda sanat atölyesinin kurulması ve ticari fuarların düzenlenmesiyle kent zenginleşmiş. Kralın hizmetindekiler, asil zengin aileler, üst düzey dini temsilciler ve Avrupa’dan gelen tacirler için Zagreb cazip bir yerleşim yerine dönüşmüş. 1868’de Avusturya– Macaristan İmparatorluğu bünyesinde Hırvatistan-Slavonya Krallığının başkenti olmuş. 1880’de bir deprem yaşamış. 1891’de atlarla çekilen ilk tramvay, 1905’te de ilk elektrikli tren hizmete konmuş. Şehrin sokaklarında ilk otomobiller 1901’de görülmüş.
 
Bugün Zagreb üç bölgeden oluşuyor: Hırvatistan Katolik Kilisesinin merkezi olan Kaptol; Parlamento binasının yer aldığı Hükümet merkezi Gradec; ve çağdaş iş hayatının merkezi sayılan Donji Grad (Aşağı Şehir). Kaptol ve Gradec artık birlikte “yukarı şehir” anlamına gelen Gorjni Grad adıyla anılıyor. Bu tepelerin eteklerinde ise “aşağı şehir” var, yani Donji Grad.
 
Zagreb, çok canlı ve sevimli bir eski şehir çekirdeğine sahip; daracık sokakları, mimari zenginliği, merdivenleri, sarayları, tramvayları, tipik el işçiliği ürünleri ve merkeze 30 dakika uzaklıktaki kayak merkezi ile tam bir kültür-sanat şehri. Meydanları yemyeşil. Şehrin göbeğinde bir botanik parkı bile var. Avrupa’nın diğer başkentlerine yakınlığı ile de ideal bir hareket noktası.
 
Merkez küçük sayılır. Tek yönlü, birbirini kesen sokakları ile Orta Avrupa’nın tipik şehir planına sahip. Kentte çok sayıda tramvay hattı var. Gece-gündüz çalışan bu tramvaylarda yolculuk etmek de oldukça keyifli. 1 üniversite, 10 tiyatro, 21 müze, 14 sanat galerisi var. Zagreb çizgi film yapımında çok ileri. Bu işin eğitimi de veriliyor. Her yıl yapılan uluslararası çizgi film festivalinde dünyanın her yerinden filmciler buluşuyor.
 
Yukarı şehir
 
Zagreb’in mücevheri Gradec tepesine Tomiceva sokağından, 1890’da yapılmış funiküler (kablolu tramvay) ile ya da “stube” denen, ahşap merdivenlerle ulaşılabiliyor. Yukarı çıkmadan önce Gradec ve Kaptol tepelerini birbirinden ayıran Tkalciceva sokağında mutlaka gezilmeli, özellikle sabahları harika, kafe’leri ve doğan güneşin ışıklarını yansıtan pastel renkli cepheli güzel evleri ile. Funikülerin sonundaki Lotrscak kulesine ise öğle saatlerinde uğramakta fayda var. Her gün bir belediye görevlisi, öğleyin top atışı yapıyor. Devasa bir barut bulutu yayılıyor etrafa. Kuleden şehri seyretmeyi de unutmamak lazım. Hoş bir manzarası var, bütün Zagreb ayaklar altında.
 
Eski surlar boyunca yapılan gezintilerde (Strossmayer yolu) Gradec gerçek bir sinema dekoruymuş hissi uyandırıyor insanda. Burada kentin en eski eczanesi (1355) ve en eski kafe’si (1825) hükümet binasıyla yanyana. Ortaçağ havasını kaybetmeyen Gradec, bugün sadece Zagreb’in değil, Hırvatistan’ın en iyi korunarak bugüne ulaşmış tarihi merkezlerinden biri. Şehir müzesi, prehistorik dönemden günümüze Zagreb ve Hırvatistan tarihini içeren çok güzel bir müze.
 
Rengarenk çatısıyla tanınan Saint-Marc kilisesi, Gradec’in merkezinde bulunan Saint-Marc meydanında. Hırvat parlamentosu ve hükümet binası da burada. Kilisenin güney cephesinde bulunan Roma stili penceresi, 13.yy’da yapıldığının göstergesi. 14.yy’ın ikinci yarısında tamamen değiştirilmiş ve gotik bir yapıya çevrilmiş. Saint-Marc kilisesinin oldukça sade olan iç kısmı, Ivan Mestrovic’in resimleri ile dekore edilmiş. İçerde, kilisenin kuzey batı duvarında Zagreb’in en eski arması var, üzerine 1499 yılı kazınmış (orijinali Zagreb şehir müzesinde korunuyor). Kilisenin 1880’de yapılan çatısı, verniklenmiş kiremitle kaplı. Ivan Mestrovic atölyesi, Rodin’in en kıymetli öğrencisi Hırvat heykeltraş Ivan Mestrovic‘e (1883-1962) ait tarihi bir aile evi. Strossmayer galerisi ise sanat tutkunlarının ihmal edemeyeceği bir galeri, 14-19.yy tarihli nadide sanat eserlerini barındırıyor. “Art Naif” Müzesi, Ilica caddesinde, dünyada eşi yok. Ilica, şehrin en işlek alışveriş yeri, mağazalarla dolu
 
Aşağı şehir Donji Grad, şehrin altın çağda inşa edilmiş kısmında. Neo klasik büyük meydanları ile büyüleyici. Strossmayer sarayı, aşağı şehrin en harika mekanı. “Art nouveau” stilde, 1891’de inşa edilmiş. Kentin yontu-sütunlarla bezeli, neo-klasik ve neo-rönesans sarayları ile bu anıtsal bölgesi, Avusturya- Macaristan İmparatorluğunun çöküşü öncesindeki dönemin enerjisini ve dinamizmini yansıtıyor. Botanik bahçesi, etnoğrafya müzesi ve teknoloji müzesi de atlanmaması gereken yerler.
 
Aşağı şehrin en canlı, en görkemli yeri, Hırvat ulusunun lideri Ban-Josip-Jelacic’in adını taşıyan meydan; Zagreb’in kalbi olarak anılan bu alan, şehir turuna başlamak için de en ideal yer. Ayrıca teras cafeleri ile tam bir buluşma noktası. Meydanın yanındaki merdivenlerden çıkınca çiçekçilerle başlayan geniş ve her şeyin bulunabildiği bir pazar yerine ulaşılıyor: Dolac Pazarı.
 
Mazuranicev ve Marulicev meydanları arasında gotik binalar hayranlık uyandırıcı. Bu meydanlar gençlerin uğrak yeri, sokak gösterileri ve konserlerin mekanı. Masarykova sokağındaki Ulusal Tiyatro Zagreb’in en büyük opera ve bale eserlerinin sergilendiği yer. 1840’ta kurulmuş ve açılışı Avusturya-Macaristan imparatoru I.Franz-Joseph tarafından yapılmış. Bu tiyatrodan gelip geçmiş ünlüler arasında Franz Liszt, Sarah Bernhardt, Franz Lehar, Richard Strauss, Gerard Philipe, Vivien Leigh, Laurence Olivier, José Carreras da var.
 
Mimara müzesi, Roosevelt meydanında. 1987’de açılmış, ama bina 19.yy’a ait, daha önce liseymiş. Müze, Raphael, Vlasquez, Rubens et Rembrandt gibi ressamların koleksiyonu ile ünlü. Preradoviceva meydanı, çiçekler meydanı, yaya bölgesi merkezi. Frankopanska sokağı da Ilica gibi, aynı canlılıkta. Donji grad’ın en güzel kısmı, merkezinde ulusal tiyatronun bulunduğu Mareşal Tito meydanı. “Hayatın kaynağı”, yani heykeltraş Ivan Mestrovic’in eseri bronzdan çeşme burada.
 
Bir milyon nüfusuna ragmen Zagreb, makul ölçülerde bir şehir ve yürüyerek ya da tramvayla rahatlıkla gezilebiliyor. Küreselleşme çağında Avrupa’nın bütün şehirleri, aynı mağazalar, aynı lokantalar, aynı mimari ile az ya da çok birbirine benzemeye başlasa da, Zagreb’in bir farkı var; hiçbir yerde bulamayacağınız el ürünü objeleri ve artık yok olmakta olan zanaatkarlari keşfetme keyfini yaşıyorsunuz. Şapkalar, el yapımı şemsiyeler, baharatlı kırmızı kalp şeklinde ekmekler (Licitarska srca), mumlar, hardal, biberli bisküviler (Paprenjak), yüzde yüz doğal sabunlar, Penkala marka dolmakalemler (Slavoljub Penkala, 1906 yılında Zagreb’te dolmakalemi icat etmiş) ve KRAVAT.. Kravat’ı 18, yüzyılda Hırvat askerler keşfetmişler. Başta ipek olmak üzere her tür kravatı burada bulmak mümkün.
 
Renato Bocak gibi lüks ayakkabı üreticileri ve binbir çeşit kunduracı da keşfedilebilir. Ama en sansasyonel olanı kristal objeler: Zagreb’in 33 km batısındaki Samobor kasabasında bardaklar, sürahiler, salata tabakları, vazolar üretiliyor, hepsi de olağanüstü bir durulukta. Bütün kristaller elde yapılıyor. Motifler çoğunlukla art nouveau tarzda, kalite-fiyat uyumu da süper.  

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1