New Page 1
Anasayfa  İletişim   Diplomat Magazine

New Page 1

New Page 1

 

BALKANLARIN KALBİ
SARAYBOSNA

 

Bosna-Hersek’in başkenti Saraybosna, din ve etnik köken açısından çeşitlilik gösteren bir nüfusa sahip. Ortodoks ve Katolik kiliseleri ile cami ve sinagog aynı bölgede, neredeyse yan yana.

 

 
Saraybosna, Bosna ve Neretva nehirlerinin oluşturduğu vadiler üzerine kurulmuş, yaklaşık 5000 yıllık bir yerleşim merkezi. Bronz çağının son dönemlerinde, burada İllirya’lıların yaşadıkları biliniyor. 7. yüzyılda ise, kuzeyden Slav kabileleri gelip buraya yerleşmeye başlamışlar. 12. yüzyıla gelindiğinde, Bosna Devletinın bölgesel bir güç haline geldiği ve Saraybosna’nın da önemli bir merkez olduğu görülüyor. Ama, Saraybosna’nın kentleşme sürecindeki en büyük pay Osmanlı yönetimine ait.
 
“Saray Ovası”
 
Saraybosna, 15. yüzyılın ortalarında Osmanlı İmparatorluğuna katılmış ve Osmanlı’nın Bosna’daki ilk idari ve askeri merkezi olmuş. Rivayete göre, vadiye dik bakan bir yamaca inşa edilen Saray’ın önündeki ova manzarasından yola çıkılarak, kente önce “Saray Ovası” ismi verilmiş. Bugün bütün dillerde kullanılan “Sarajevo” isminin de buradan geldiği söyleniyor. Bosna halkı da kendi şehirleri için bu adı kullanıyor.
 
Önemli ulaşım yolları üzerinde bulunan Saraybosna, Osmanlı yönetimine geçer geçmez ticari ve idari bir merkeze dönüşmüş ve kısa sürede bayındır bir şehir haline gelmiş. Dericilik, nalbantlık, değirmencilik, fırıncılık gibi meslekler Saraybosna’ya ekonomik bir ivme kazandırmış. 16. yüzyılda, şehrin ekonomik ve kültürel açılardan hızlı gelişmesini sürdürdüğü görülüyor. Şehrin içinden geçen sevimli Milyaçka nehri üzerindeki köprüler de bu dönemde yapılmış. “Çehaya” ve “Latin” köprüleri ile kent dışındaki “Koziya” yani “Keçi köprüsü”, Osmanlı mimarisinin muhteşem izlerini yansıtıyor. Özellikle Vezir Gazi Hüsrev Bey, Saraybosna’yı Balkanlar’ın en büyük ve en zengin şehri haline getirmiş. 16.yüzyılda altın çağını yaşayan şehir tıp, müzik ve kültürün de merkezi olmuş.
 
Saraybosna, mimarisi, sosyal yapısı ve bir de yemekleri ile sanki bir Anadolu şehri. Ortasından akan Milyaçka Nehri, Dinar Alpleri arasındaki vadide uzanıyor. Bu cennet yeşili belde, çağlayan suları, kaynakları, büyüleyici doğası, kayak tesisleri ve kolay ulaşımı ile son derece cezbedici. Ormanlarla kaplı yüksek dağların arasında küçük bir şehir olan Saraybosna, kış turizmine de çok elverişli. Zaten, 1984 Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapmıştı. İklimi serin, ağustosta en yüksek sıcaklık 30 dereceyi bulmuyor.
 
Başçarşı ve kahve kokuları
 
Saraybosna’nın tarihi çekirdeği olan “Stari Grad”, yani “Eski Şehir”, kentin bir numaralı cazibe merkezi. Buradaki “Başçarşı”, ortada etrafını güvercinlerin mekan seçtiği çeşmesi ve sağlı sollu sıralanmış bakımlı ahşap dükkânları ile bir Anadolu köşesini andırıyor. 15.yüzyılda Bosna Sancak Beyi Isa Bey tarafından yaptırılmış, daha sonra Gazi Hüsrev Bey‘in katkılarıyla büyümüş. Başçarşı’nın sembolü olan “Sebil Çeşmesi”, Vali Hacı Mehmet Paşa tarafından 1753 yılında, İstanbul’daki çeşmeler model alınarak yaptırılmış. Efsaneye göre bu sebil çeşmesinin suyundan içen, bu şehirden asla ayrılamaz, kopamazmış.
 
Başçarşı, çok canlı ve cafe’lerle dolu. Geceleri ışıl ışıl minareleri ile göz alıcı. Herkesin çok leziz bulduğu Bosna köftesinin tadına bakmayı, sonra da Türk kahvesi içmeyi ihmal etmemek lazım. Başçarşı’daki Çarşı Camii 1528 tarihli. Halen, Saraybosna’da müezzinin minareye çıkarak ezan okuduğu tek cami. Şehirdeki diğer camilerden Ali Paşa Camii, 1560’da Vali Hadım Ali Paşa tarafından inşa ettirilmiş. Mimar Sinan’ın öğrencilerinden birinin yaptığı sanılıyor. Osmanlı tarzında tek kubbeli ve tek minareli. Evliya Çelebi’ye göre içinden sıcak su akan muslukları varmış. Ferhadiye Camii ise, 1561’de Beylerbeyi Ferhat Paşa tarafından yaptırılmış. Evliya Çelebi, seyahatnamesinde kubbesinin kurşun ile kaplı olduğunu söylüyor. Gazi Hüsrev Bey Camii (1531) ise Saraybosna’nın en tanınmış eserlerinden biri. Balkanlar’daki en önemli islam yapılarından sayılıyor. Hemen yanında ünlü “Sahat-Kula” yani “Saat Kulesi” ve “Gazi Hüsrev Paşa Medresesi” var. Cami, zamanın en ünlü mimarı olan “Acem Esir Ali” tarafından yapılmış. Evliya Çelebi’ye göre, maliyeti savaş ganimeti ile karşılanmış. Bir de Hünkar Camii var. 1566’da, Kanuni Sultan Süleyman’ın talimatı üzerine yapılmış. Bosnalılar buraya “Çareva Camiya” diyorlar; yani “Çar’ın Camisi”. Sekizgen bir kolon şeklindeki minaresi bölgedeki en güzel eserlerden sayılıyor.
 
Saraybosna’da “Vekilharç Camii”, “Şeyh Magribiye Camii” gibi başka camiler ve “Gazi Hüsrev Bey Hamamı” ya da “Kütüphane” gibi pek çok Osmanlı mimari eseri var. Bunlardan biri de “Brusa Bezistan” adı verilen kapalıçarşı. Adını Bursa’dan almış. Eskiden burada Bursa ürünü ipek kumaşlar satılırmış. Altı kubbeden oluşan bu kapalıçarşı 16.yüzyıl ortalarında Vezir Rüstem Paşa tarafından yaptırılmış.
 
Kentin batılı yüzü
 
Eskiden, Viyana’dan, Venedik’ten, Akdeniz’den veya Doğu’dan gelen kervanlar Saraybosna’da konaklarmış. 16. yüzyılda, kentte 50 kadar han olduğu biliniyor. Bunlardan tek ayakta kalanı “Morica Han” olmuş. Halen lokanta olarak kullanılan geniş bir avlusu var. Milyaçka Nehri üstündeki Latin köprüsü ise, 1914 yılında Avusturya veliahtı Ferdinand’ın öldürüldüğü yer. Bilindiği gibi, bu suikast Birinci Dünya Savaşını başlatan kıvılcım olmuştu.
 
Saraybosna’da, Osmanlı’nın alçak gönüllü mimarisine Avusturyalıların heybetli eserleri eşlik ediyor. Milyaçka nehri kıyısındaki Milli kütüphane gibi. Bina, Bosna savaşı sırasında kısmen yanmış ve birçok kitap, önemli belge, nadir el yazması eserler yok olmuş. Şimdi restorasyonu sürüyor.
 
Aslında, Saraybosna’da her mahalle ayrı bir dünya. Örneğin, Haussmann stili ile 19. yüzyılın Fransız kentlerine benzeyen Avusturya- Macaristan mahallesi gibi. Katolik “İsa’nın Kalbi” Katedrali 19.yüzyılda yapılmış. Ön cephesinde iki çan var. Viyana tarzı cafelerin etrafını sardığı Katedral önündeki merdivenler gençlerin buluşma yeri. Ortodoks Bazilikası Saborna Crkva ise, Meryem Ana’ya adanmış. İlk yapılışı 5.yüzyıla gidiyor ama bugunkü haline 1800’lerde kavuşmuş. Barok ve Sırp-Bizans stilinde, beş kubbeli. Restorasyonu Sultan Addülaziz ve Rusya Çarlık ailesince finanse edilmiş. İçi zengin görünümlü; ikonlar, resimler. Her iki kilise de yanyana, arada sadece, her zaman dev satranç oyuncularının bulunduğu küçük bir meydan var. Aşkenaz Sinagogu, 1900 tarihli, klasik stilde. Bir başka sinagog ise Sefaradların.
 
Saraybosna, bugün Avrupa’nın en hızlı değişen şehri olarak biliniyor. Bosna savaşı sırasında tahrip olan binaların hemen hemen tamamı onarılmış, bazılarının yerine yenileri yapılmış. Yeni açılan cafe’ler, lokantalar ve çekici mağazalar şehre modern ve canlı bir görünüm kazandırıyor. Buna Saraybosnalıların konukseverliğini de eklerseniz, çok keyifli bir kent ortaya çıkıyor.
 
 

SAYFA GÖRÜNÜMÜ >>

Geri

Anasayfa

New Page 1